1/3/2008
Gel güzel dostum...
Bu kapıdan girdiğin anda
Yaşadığım yere adım atacaksın...
Ben heyecanlıyım, ya sen?
Bilseydin heyecanlanırdın... ;)
Gel hadi girelim içeri,
Ve aksın ortam içimize,
Büksün zamanı ve götürsün bizi
Gizli geçidimizden saklı kentimize...
...
İyi bir yolculuktu ha?
Nefes almalısın arada...
Kozmik toz boğabiliyor arada adamı,
Ama alışırsın,meraklanma... ;)
Gel gel...
O kadar şaşırma canım...
Bildiğin dünyadan farksız görünür önce her şey...
Ama farkları görmeye başladığında anlarsın...
Başka bir dünyadasın...
İşte bu da benim külüstür...
Eski meski ama idare ediyoruz işte...
Hadi atla...
Bak şu soldaki binayaya "Akademia" deriz.
Canımız bir şeyler öğrenmek isterse buraya geliriz.
Yaptığı işe aşık insanlar vardır burda,
Öğretirler işlerini sana da...
İşte bu gezegenin ilk parolası karşımızda:
"Paylaşmak...Mutluluk için belki tek ihtiyaç..."
Biraz erken başladık prensiplere ama,
Kuralsızlık bile kurallıdır,
Kural gözüne batmadığı için görmezsin,
O ise hep orda bir yerdedir aslında...
Akademia ahalisi rahattır,
Hani "cool" derler ya...
Öğrenmek istersen burdasındır,
Ne sınav olursun,ne diploma alırsın.
Erdemlidir burdakiler,
Diplomanın boşluğunu iyi bilirler.
Senin dünyanın iş başvurularında lazımdır belki ama,
Bir halta yaramaz işler üşüştüğünde başına.
Senin dünyanda farklıdır işler bilirim;
Ezerler seni bilmezsin diye,
Mühendislik stajı yaparsın,
Çay tepsisi verirler eline.
Doktor olmak istersin,
Atom fiziği öğretirler yine de...
Neyse,uzar gider bu böyle...
Akademia konuşan kütüphanedir aslında;
Kitaplar gibi sıkıcı gözükmez sadece...
Burda takım elbiseli adamlar da yoktur,
Kravatlar ancak cehaleti örter onlara göre...
Akademiada ne istersen o olursun:
Ya hiç bir şeyle alakası olmayan bir hiç,
(Ki bu zannettiğinden çok ama çok zordur)
Ya da tutkuyla bağlı olduğu uğraşı
Yaşamını sürdürecek paraya dönüştüren biri,dahice...
Burda dahiler yetişmez,
Deha içindedir,kendini salıverir
Bu görkemli kapılardan içeri girince...
Hani Konfüçyus demiş ya:"Sevdiğin işi yap,
Çalışmak zorunda kalmazsın böylece"
Parola iki dediğimiz de bu oluyor işte...
Hadi devam edelim turumuza...
Daha çok gezecek yerimiz var,
Zaman kaybetmeyelim bence...
Evler neden mi böyle?
Burda insanlar mora da boyarlar evlerini,
İstedikleri uçuk her türlü renklere de...
Çoğu evin üzerinde gördüğün çizimler,
Yaşayanlara aittir,orjinaldir hepsi de...
Kızarlar boya fışkırtırlar duvara,
Gülümserler güneş çizerler gecenin bir yarısında.
Dikey ve yatay çizgilerle kaplarlar tüm dış duvarları,
Yırtılan en sevdikleri çizgili tişörtlerinin anısına...
Çılgınca geliyor değil mi?
Yapma...Biliyorsun,çok normal aslında...
Biliyorum gökdelenleri görmek istiyorsun ama,
Ne yazık ki ne rezidanslar,
Ne de "bilmemne" kuleleri yok burda.
Dedim ya paylaşırız biz,
İhtiyacımızdan fazla zenginlik,
Mutluluk fakiri yapardı yoksa bizi
Şu yaşanılası harika dünyada...
Bizim olan kulelerimiz de kadimdir,
Ne senin,ne benim,onlar herkesindir.
Çıkarsın tepesine,yıldızları izlersin...
Kirlettiğinde temizlersin,
Temizlemeyeceksen hiç gitmezsin ne kulelere,
Ne de ortak kullandığımız başka bir yere...
Temizlik koymaz ki bizlere,
Birdaha geleceğiz buraya,
Temizlemezsek yozlaşırız,
Kirle yaşamak zorunda kalırız siz gibi
Hem çevremizde,hem içimizde.
Biliriz ki böyle mutluyuz biz,
Yetiyor bu dünya çok şükür hepimize.
İşte geldik...
Burası da benim evim...
Şu sağ taraftaki komşumuz Selim Bey'inki.
Evin arkası tropik orman gibi biliyorum,
Ama botaniği seviyor,
Zararı da pek olmuyor bize...
Yan taraftaki de Ahmet amca ile Nazik teyzenin evi,
Ahmet amca bilgisayar oyunları hastasıdır,
WCG'ye(World Cyber Games) kasıyor iki yıldır her gece,
Gündüzlerinde ise kebap ustalığı yapıyor
"Ahmet'in kebap sanatı" isimli meskeninde...
Onunkileri bir yemelisin,
Adam sanatının resmen zirvesinde.
Nazik teyze de Akademia'da Eski Mısır anlatıcısı,
Onun dışında da iyi bir kitap kurdudur,
Haftasonları da basketbol oynar
Mahallenin diğer kadın bireyleriyle...
Şu bizim bahçedeki ağacın tepesi ile
Bizim çatı katı arasındaki asma tahta köprüyü gördün mü?
Ağaç rasathaneme giden yol o işte.
Buralarda güvenlik kaygısı pek yoktur,
Bu yüzden sokak lambaları kısıktır,daha loştur.
Geceleri ışık kirliliği oluşmaz ve
Yıldızların göz kamaştıran güzelliğini
İzleyebilirim ağaçtaki kulübemden böylece...
Seni orada misafir edebilirim istersen bu gece.
Sadece yıldızların sonsuzluğunu izlerken ve
Ağustos böceklerini dinlerken uykuya dalmak gibisi de
Yoktur,bulunamaz herhalde...
Ballı sütünü de unutmam merak etme. ;)
Merak etme sıkılmayacaksın,
Arkadaşlarımız da olacak yanımızda uyumadan önce;
Belki saklambaç,ya da belki sessiz sinema oynarız.
Ya da mum ışığında Nazik Teyze'nin hikayelerini dinleriz hayretle.
Güzel olacak dostum bu gece,
Burdaki her gece kadar güzel olacak kesinlikle...
...
Geldi uyku vakti yine,
Ama nasıl uykuya daldığını anlamayacaksın bile.
Yıldızlardan oluşan sinevizyon perdende
Akşamın oyunları ve hikayeleri canlanırken
Uyku çoktan sızmış olacak iliklerine...
İyi uykular güzel dostum,
Sabah tüm yaşadıklarını hatırlaman dileğiyle...
...
Uyandın yine...
Yine kendi dünyandasın işte.
Yatağın aynı,ışığın aynı...
Sevdiğin o diyar sanalmış meğerse.
Yalanmış hepsi,ilüzyonmuş hepsi sahte.
Oysa gerçek bildiğin sanal da
Sen farkında değilsin belki de.
Aslında orda yaşıyorsun,
Uykunda bu dünyaya dönüyorsun desem,
Nasıl kanıtlayabilirsin ki aksini
Şu biçare gezgine?
Filozof kavonozundan bir parmak bal alırız arada da
O kadarı keser bizi,gerek yok hepsini bitirmeye.
O bal helaldir hepimize,
Yeter ki ayı olup kovanı dağıtacağımıza,
Arı olup bal yapalım ufaktan biz de.
Bal da arı da,ayı da şöyle dursun da,
Gel dönelim dostum biz saklı kentimize.
Onlar yalan sansınlar,
Onlar bu satırlarda bıraksınlar.
Biz gidelim,yeteriz biz bize...
Yalnız olmayacağız,
Bir şehir dolusu insan da orda olacak bizimle.
Şimdilik bırakalım da gizli kalsın geçidimiz.
Ama gerçekliğinin tohumu düşsün yüreklere...
Filizlensin satırlarla...
Kim bilir belki kök salar,ağaç olur günün birinde de,
Uzanıp yetişirler onlar da gizli geçidimize...
Yorum yaz!
:: Arkadaşına Gönder
0 yorum yazilmistir