şehr-i kasya

Şehr-i Kasya'nın kapısı...

Kapı bir raf.İçinde parşömenler,kasya tomarları var.Şehir tomarların içinde. Tomarlar arşiv tuşunun akabinde Ocak 2008'de...

紫禁城



Ziyaretçi defterim
Ziyaretçi defterine bir şeyler karalamak için tıklayın


Yorumlarınız ve özellikle site hakkındaki önerileriniz benim için çok önemli! Lütfen onları benden esirgemeyin...(Söz veriyorum elinize yapışmayacak... )



Dilek Taşları

(Bölümler...)



Anne Aşk Hayat Haykırış Huzun Mutluluk Ölüm Ruh Kahraman Uyanış Anne Saklı kent




Müzik kutusu muhteviyatı...

Prospektüsü okumadan kullanmayınız...

A Place For My Head

Nefes

Stuff and Nonsense

Lithium

Yalan

Yağmur

Norra El Norra






Bu site,aşağıdaki sayaç kadar ziyaretçiyi ağırladı.Ama bunların bir çoğu Şehr-i Kasya'yı gör(e)meden gitti. Çünkü o, kapının ardındaydı.Ama ziyaretçi,kapıya baktı "eh işte" dedi ve çekti gitti... "Keşke görebilselerdi"...



track web site traffic




Bakalım bana en son ne demişler...

Ben geldimm :)
...
sorun
slm
blograzzi
Pek resmi bir yorum yazmışım ben :D
...
merhaba
küçük iskenderden bir dize
tebrik ederim






Günün Blogu








linkiboluna ekle!




Add to Technorati Favorites




Kahraman-Denizin Koynunda

27/3/2008
Kategori: Kahraman

Bir deniz dalgası ulaştı kıyıya...
Hızla çarptı,parçalandı...
Parçaları fırlarken atmosferin kucağına,
Sesi sonsuzluğun sonunda
Sıfırın soğukluğunda yankılandı...

Ama bu dizeler başlangıçtan çok,
Bir son olmaya yatkındı...

Başı nasıldı?...

"Bir yer anlatırlardı masallarda
Onurlu,kahraman savaşçılar yaşardı orda.
Hep o masallar gelirdi aklıma
Karanlık,acı girmeden önce odama...
Bir gün bulacaktım orayı,
Bir gün gelip kurtaracaklardı,
Alıp götüreceklerdi o mutlu diyara.

Bekledim olmadı,
Kaçtım olmadı...
Tek çıkış kaldı...
Cehenneme gidermişim ordan da,
Oysa asıl cehennem burası...
Açın cehennemin tüm kapılarını,
Açın,alın beni içeri nolur...
Onurlu olur en azından orda acı..."

Diyecekti genç kız...
Diyemedi...
Kime diyecekti?
Kaldı mı ki ulan birimizde yürek?
Hayat telaşından başka neyimiz var ki?
Sefil hayatlarımızdan başka,
Söyle elimizde neyimiz kaldı ki?

Hayat dramatik,
Çoğu zaman pornografikti genç kıza...
Sapkınlığın uç noktaları
Daha on üçünde uğramıştı
Tüm lanetiyle kirli nefesini üflemişti suratına.
Su kadar temizdi ancak,
Kirlendi ahlak çöplüğünün
Foseptik yığınlarıyla...

Onlarca vüduca değdi teni,
Her vücut kendi için,
Kızın umudundan kopardı bir parça.
Umudunu dilimledi her gün,
Çiğnedi,içti yudum yudum...
Karnı ancak böyle doydu aslında.
Ne tat vardı yiyeceklerde,
Ne renk vardı ışıltılı kentlerde...
Umut yutuldu katıksızca ve,
Masum,beyaz,saf...
Bir beden zamanı yavaşlatıp
Düştü denizlerin soğuk koynuna...
O soğuk koyun çok daha huzurluydu,
Sıcak ama iğrenç olanların yanında...
En son bıraktığı şey korkusuydu genç kızın,
Ve lanetiydi ardında...

Bir deniz dalgası ulaştı kıyıya...
Hızla çarptı,parçalandı...
Parçaları fırlarken atmosferin kucağına,
Sesi sonsuzluğun sonunda
Sıfırın soğukluğunda yankılandı...

Derinler böyle masum cesedi az gördü,
Deniz ağladı,kükredi,
Ama yutamadı kıtaları,cezalandıramadı.

Meleklerin gözünden bir parça nur düştü,
Göz yaşı niyetine balıklar içti...
Balıklar her şeyi kaldıran midelere girdi,
Mide de balık da isyan etti...
Ama...
Sabrın sonunda...
Hepsi için ağır olacaktı bedeli.

Bir lanet düştü peşlerine...
Göremediler...
Tanrıyı kör bilip,aptal bilip,
Günahlarına günah eklediler...
Onlar masumları çiğnerken,
Aslında kendi etlerini,
Kendi ailelerini kemirdiler.
Ve sonunda...

Bir gölge çıktı gölgelerden.
Hesapsızların hesabı,
Kitapsızların gazabı,
Şerefsizlerin şeref nişanını
Elindeki ölüm fermanıyla takan olacaktı...

Önce ailelerinden başladı...
Zulme el sürmüş her bireyi,
En başındakine kadar
Çığlıklar senfonisinde doğradı.
Her çığlığı kaydetti,
Bir sonrakine yolladı...
Hesap günü yakındı,
Ama ne gölge,ne de başka bir insan,
O hesabı soramayacaktı...
Şimdilik sadece...
Azap vardı...

Aşağılıkların başı ölmeden önce,
Gözleri faltaşından hallice,
Gölgenin gözleriyle karşılaştı.
Ateşi gördü,azabı gördü,
Çektirdiklerini gördü...
Utandı mı?
Hayır,sadece korktu aslında.
Önce kardeşinin cesedi,
Sonra ona bağlı bir zincir,
O zincire bağlı karısının cesedi,
Sonra karısına bağlı bir zincir...
Hepsine bağlı ağır bir taş,
Hepsine bağlı ağır bir domuz,
Hepsine bağlı domuzdan adi beden...
Sırayla denizin soğukluğunu tattı.
Aşağıda balıklar,yukarıda şeytanlar...
Herkes için bu gece ziyafet vardı.

Bir deniz dalgası ulaştı kıyıya...
Hızla çarptı,parçalandı...
Parçaları fırlarken atmosferin kucağına,
Sesi sonsuzluğun sonunda
Sıfırın soğukluğunda yankılandı...

Bir gölge dalgaya bakıp sigarasını yaktı...
Doğacak güneşten önce yine ışıksızlığa kaçtı...
Işıkta gezmeye yüzü yoktu,
Hiç bir zaman da olmayacaktı...

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder
0 yorum yazilmistir
Önceki Sonraki