şehr-i kasya

Şehr-i Kasya'nın kapısı...

Kapı bir raf.İçinde parşömenler,kasya tomarları var.Şehir tomarların içinde. Tomarlar arşiv tuşunun akabinde Ocak 2008'de...

紫禁城



Ziyaretçi defterim
Ziyaretçi defterine bir şeyler karalamak için tıklayın


Yorumlarınız ve özellikle site hakkındaki önerileriniz benim için çok önemli! Lütfen onları benden esirgemeyin...(Söz veriyorum elinize yapışmayacak... )



Dilek Taşları

(Bölümler...)



Anne Aşk Hayat Haykırış Huzun Mutluluk Ölüm Ruh Kahraman Uyanış Anne Saklı kent




Müzik kutusu muhteviyatı...

Prospektüsü okumadan kullanmayınız...

A Place For My Head

Nefes

Stuff and Nonsense

Lithium

Yalan

Yağmur

Norra El Norra






Bu site,aşağıdaki sayaç kadar ziyaretçiyi ağırladı.Ama bunların bir çoğu Şehr-i Kasya'yı gör(e)meden gitti. Çünkü o, kapının ardındaydı.Ama ziyaretçi,kapıya baktı "eh işte" dedi ve çekti gitti... "Keşke görebilselerdi"...



track web site traffic




Bakalım bana en son ne demişler...

Ben geldimm :)
...
sorun
slm
blograzzi
Pek resmi bir yorum yazmışım ben :D
...
merhaba
küçük iskenderden bir dize
tebrik ederim






Günün Blogu








linkiboluna ekle!




Add to Technorati Favorites




Kadim Şarkı

13/4/2008
Kategori: Sakli kent

Rüzgar...

Hızla,ama yumuşak bir dokunuşla,

Ayırdı saç tellerini,

Kaldırdı,savurdu havaya...

Gözlerini kapamıştı kız huzurla.

Uzun,düz saçlar dalgalanıyordu,

Huzur adına dikilmiş bir bayrak edasıyla.

 

Deniz...

Vurmaktan hiç yorulmamıştı kayalara,

Dövülmekten yılmamıştı hiç kayalar da.

Hep kucakladılar denizi,

Sert,güven dolu kollarıyla.

Dalgalar kayalara çarptı,

Minik damlacıklar rüzgarın koynunda,

Ulaştılar kızın tatlı gülümsemesinin

Özüne,dudaklarına...

Tuzun hafif buruk tadı,

Hiç de ekşitmemişti kızın yüzünü,

Mutluydu o burda...

Mutluydu zamanın durduğu o kısacık anda...

 

Yağmur...

Hiç istendiğinde yetişemezdi imdada

Ama o da özlemişti belki kızı,

Yakalamışken dokunmak istedi belki ona.

Belki de her isteyene yetişemediğinden

Gelemiyordu her istediğimizde yanımıza.

Ama şimdi yağmak için doğru andı,

Ne sağanak,ne fırtına...

Yavaş ve tadını çıkara çıkara,

Yağmalıydı denizin,

Deniz gibi bir güzelin,

Denizi kucaklayan kayaların,

Ve hepsine şahit olan toprağın

Suya aç dudaklarına...

Evet,deniz bile açtır suya,

Kurur,yok olur gider yağmurlar olmasa...

 

Zaman...

Kim bilir kimleri aldı götürdü,

Kimleri inandırdı,kandırdı çokluğuna da,

Bitiverdi hep beklenmedik anlarda.

Durmaz,akar gider derlerdi,

Akmıyor işte,akamıyor baksana.

Bozamıyor o bile bu güzel anı,

Kıyamıyor kızın saf,

Kıyılamaz mutluluğuna...

 

Hayat...

Her dakika yakamızda,

Çoğu anları da bize dar etmede

Birincidir aslında açık ara...

Şimdi ise uslu bir kedi gibi,

Tatlı tatlı izliyor,

Pençe atmıyor hiç manzaraya.

 

Kız rüzgarın uğultusunu dinliyor,

Dalgaların çarpışını hissediyor.

Damlalar değerken güzel yüzüne,

Denizin kokusunu içine çekiyor,

Huzuru yudumluyor yavaşça.

 

Derken güçlü bir korna,

Ardından da fırlayan su zerreleri

Eşlik edip çamura,yapışıyor paçalarına.

Az önceki uzun,beyaz elbisenin yerini,

Spor giyim almış şimdiki zamanda.

Çıkarıyor kız kulaklığını,

Eğiliyor paçalarını siliyor...

Eser de kalmıyor az önceki huzurdan aslında.

Ama o yine de kendine pek belli etmiyor.

Derince bir nefes alıp takıyor kulaklığı,

Sarıyor şarkısını başa...

 

Hayal diyorlar,

Aşağılıyorlar belki ama,

"Gerçek" olandan çok daha güzel

Çok daha huzurlu bir dünya var

Hayaller ormanındaki,

Kadim saklı kentin sokaklarında.

 

Hep orayı isteriz ama,

Hep mahkum ederiz kendimizi,

Sürgüne göndeririz ordan uzaklara.

Gerçekte de var rüzgar,deniz,toprak...

Gözümüzün önünde,

Tenimizin üzerinde hatta...

Ama ne rüzgarı dinleriz,

Ne ıslanırız bir gün olsun yağmurda.

Toprağa ancak basıp geçeriz,

Önemsemeyiz bile çimenin,ağacın kokusunu.

Huzur ise onların özünde,mayasında...

Hep olduğundan farklı bir dünya düşlerken,

Neden hiç göremeyiz ki

Olan da güzeldir aslında.

 

Ağaçlar vardır görene,

Çimler güzel kokar bilene,

Rüzgar,yağmur tatlıdır hissedene.

Şarkılar vardır ki siler çirkinlikleri,

Sadece doğanın eşsiz güzelliği kalır geriye.

 

Ve biz gözümüz kapalı gezeriz

Saklı kentimizin şaheser sokaklarında.

Ve biz mutluyuzdur orda her nefes alışımızda.

Ve biz şarkımızı söyleriz

Saf huzurdan yapılmış pembe bulutların,

Turuncu gökyüzünün altında...

Ve biz başa sararız bu kadim şarkıyı her bittiğinde,

Zaman getirsin diye tekrar sonuna...

 

ÖNEMLİ NOT!

Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...

Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (1)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!

Saklı kent-Misafir

1/3/2008
Kategori: Sakli kent

Gel güzel dostum...

Bu kapıdan girdiğin anda

Yaşadığım yere adım atacaksın...

Ben heyecanlıyım, ya sen?

 

Bilseydin heyecanlanırdın... ;)

 

Gel hadi girelim içeri,

Ve aksın ortam içimize,

Büksün zamanı ve götürsün bizi

Gizli geçidimizden saklı kentimize...

 

...

 

İyi bir yolculuktu ha?

Nefes almalısın arada...

Kozmik toz boğabiliyor arada adamı,

Ama alışırsın,meraklanma... ;)

 

Gel gel...

O kadar şaşırma canım...

Bildiğin dünyadan farksız görünür önce her şey...

Ama farkları görmeye başladığında anlarsın...

Başka bir dünyadasın...

 

İşte bu da benim külüstür...

Eski meski ama idare ediyoruz işte...

Hadi atla...

 

Bak şu soldaki binayaya "Akademia" deriz.

Canımız bir şeyler öğrenmek isterse buraya geliriz.

Yaptığı işe aşık insanlar vardır burda,

Öğretirler işlerini sana da...

 

İşte bu gezegenin ilk parolası karşımızda:

"Paylaşmak...Mutluluk için belki tek ihtiyaç..."

Biraz erken başladık prensiplere ama,

Kuralsızlık bile kurallıdır,

Kural gözüne batmadığı için görmezsin,

O ise hep orda bir yerdedir aslında...

 

Akademia ahalisi rahattır,

Hani "cool" derler ya...

Öğrenmek istersen burdasındır,

Ne sınav olursun,ne diploma alırsın.

Erdemlidir burdakiler,

Diplomanın boşluğunu iyi bilirler.

Senin dünyanın iş başvurularında lazımdır belki ama,

Bir halta yaramaz işler üşüştüğünde başına.

 

Senin dünyanda farklıdır işler bilirim;

Ezerler seni bilmezsin diye,

Mühendislik stajı yaparsın,

Çay tepsisi verirler eline.

Doktor olmak istersin,

Atom fiziği öğretirler yine de...

Neyse,uzar gider bu böyle...

 

Akademia konuşan kütüphanedir aslında;

Kitaplar gibi sıkıcı gözükmez sadece...

Burda takım elbiseli adamlar da yoktur,

Kravatlar ancak cehaleti örter onlara göre...

 

Akademiada ne istersen o olursun:

Ya hiç bir şeyle alakası olmayan bir hiç,

(Ki bu zannettiğinden çok ama çok zordur)

Ya da tutkuyla bağlı olduğu uğraşı

Yaşamını sürdürecek paraya dönüştüren biri,dahice...

 

Burda dahiler yetişmez,

Deha içindedir,kendini salıverir

Bu görkemli kapılardan içeri girince...

Hani Konfüçyus demiş ya:"Sevdiğin işi yap,

Çalışmak zorunda kalmazsın böylece"

Parola iki dediğimiz de bu oluyor işte...

 

Hadi devam edelim turumuza...

Daha çok gezecek yerimiz var,

Zaman kaybetmeyelim bence...

 

Evler neden mi böyle?

Burda insanlar mora da boyarlar evlerini,

İstedikleri uçuk her türlü renklere de...

Çoğu evin üzerinde gördüğün çizimler,

Yaşayanlara aittir,orjinaldir hepsi de...

 

Kızarlar boya fışkırtırlar duvara,

Gülümserler güneş çizerler gecenin bir yarısında.

Dikey ve yatay çizgilerle kaplarlar tüm dış duvarları,

Yırtılan en sevdikleri çizgili tişörtlerinin anısına...

Çılgınca geliyor değil mi?

Yapma...Biliyorsun,çok normal aslında...

 

Biliyorum gökdelenleri görmek istiyorsun ama,

Ne yazık ki ne rezidanslar,

Ne de "bilmemne" kuleleri yok burda.

Dedim ya paylaşırız biz,

İhtiyacımızdan fazla zenginlik,

Mutluluk fakiri yapardı yoksa bizi

Şu yaşanılası harika dünyada...

 

Bizim olan kulelerimiz de kadimdir,

Ne senin,ne benim,onlar herkesindir.

Çıkarsın tepesine,yıldızları izlersin...

Kirlettiğinde temizlersin,

Temizlemeyeceksen hiç gitmezsin ne kulelere,

Ne de ortak kullandığımız başka bir yere...

Temizlik koymaz ki bizlere,

Birdaha geleceğiz buraya,

Temizlemezsek yozlaşırız,

Kirle yaşamak zorunda kalırız siz gibi

Hem çevremizde,hem içimizde.

Biliriz ki böyle mutluyuz biz,

Yetiyor bu dünya çok şükür hepimize.

 

İşte geldik...

Burası da benim evim...

Şu sağ taraftaki komşumuz Selim Bey'inki.

Evin arkası tropik orman gibi biliyorum,

Ama botaniği seviyor,

Zararı da pek olmuyor bize...

Yan taraftaki de Ahmet amca ile Nazik teyzenin evi,

Ahmet amca bilgisayar oyunları hastasıdır,

WCG'ye(World Cyber Games) kasıyor iki yıldır her gece,

Gündüzlerinde ise kebap ustalığı yapıyor

"Ahmet'in kebap sanatı" isimli  meskeninde...

Onunkileri bir yemelisin,

Adam sanatının resmen zirvesinde.

Nazik teyze de Akademia'da Eski Mısır anlatıcısı,

Onun dışında da iyi bir kitap kurdudur,

Haftasonları da basketbol oynar

Mahallenin diğer kadın bireyleriyle...

 

Şu bizim bahçedeki ağacın tepesi ile

Bizim çatı katı arasındaki asma tahta köprüyü gördün mü?

Ağaç rasathaneme giden yol o işte.

Buralarda güvenlik kaygısı pek yoktur,

Bu yüzden sokak lambaları kısıktır,daha loştur.

Geceleri ışık kirliliği oluşmaz ve

Yıldızların göz kamaştıran güzelliğini

İzleyebilirim ağaçtaki kulübemden böylece...

 

Seni orada misafir edebilirim istersen bu gece.

Sadece yıldızların sonsuzluğunu izlerken ve

Ağustos böceklerini dinlerken uykuya dalmak gibisi de

Yoktur,bulunamaz herhalde...

Ballı sütünü de unutmam merak etme. ;)

 

Merak etme sıkılmayacaksın,

Arkadaşlarımız da olacak yanımızda uyumadan önce;

Belki saklambaç,ya da belki sessiz sinema oynarız.

Ya da mum ışığında Nazik Teyze'nin hikayelerini dinleriz hayretle.

Güzel olacak dostum bu gece,

Burdaki her gece kadar güzel olacak kesinlikle...

 

...

 

Geldi uyku vakti yine,

Ama nasıl uykuya daldığını anlamayacaksın bile.

Yıldızlardan oluşan sinevizyon perdende

Akşamın oyunları ve hikayeleri canlanırken

Uyku çoktan sızmış olacak iliklerine...

 

İyi uykular güzel dostum,

Sabah tüm yaşadıklarını hatırlaman dileğiyle...

 

...

 

Uyandın yine...

Yine kendi dünyandasın işte.

Yatağın aynı,ışığın aynı...

Sevdiğin o diyar sanalmış meğerse.

Yalanmış hepsi,ilüzyonmuş hepsi sahte.

 

Oysa gerçek bildiğin sanal da

Sen farkında değilsin belki de.

Aslında orda yaşıyorsun,

Uykunda bu dünyaya dönüyorsun desem,

Nasıl kanıtlayabilirsin ki aksini

Şu biçare gezgine?

 

Filozof kavonozundan bir parmak bal alırız arada da

O kadarı keser bizi,gerek yok hepsini bitirmeye.

O bal helaldir hepimize,

Yeter ki ayı olup kovanı dağıtacağımıza,

Arı olup bal yapalım ufaktan biz de.

 

Bal da arı da,ayı da şöyle dursun da,

Gel dönelim dostum biz saklı kentimize.

Onlar yalan sansınlar,

Onlar bu satırlarda bıraksınlar.

Biz gidelim,yeteriz biz bize...

Yalnız olmayacağız,

Bir şehir dolusu insan da orda olacak bizimle.

 

Şimdilik bırakalım da gizli kalsın geçidimiz.

Ama gerçekliğinin tohumu düşsün yüreklere...

Filizlensin satırlarla...

Kim bilir belki kök salar,ağaç olur günün birinde de,

Uzanıp yetişirler onlar da gizli geçidimize...

 

ÖNEMLİ NOT!

Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...

Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (0)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!

Sadece biraz peri tozu

8/1/2008
Kategori: Sakli kent

"Bulutsuz gecelerde yıldızları izlerdim.
Kâbusumdu şehir ışıkları,kör ederlerdi beni,
Yıldızların çoğunu göremezdim.
Onları izlerken uzun uzun,bazen saatlerce düşünür,
Hayalimdeki filmi yönetirdim.
Gözlerimde şekillere sokarken onları,
Düşlerde kaybolur giderdim.
 
Hep hiç olamayacağım bi savaşçı olur,
Prensesim için savaşır,
Karşılığında yanağıma konacak minik bir öpücükten
Fazlasını beklemezdim...
 
Ama hiç bir savaşı kazanamadım...
 
Hayaller yok oldu hep.
Geriye parlak,sarı noktacıklar kaldı,
Gecenin ıssız,donuk mavisinde...
 
İçimdeki minik alev söndü hep böyle.
Buruk bir bakış kaldı geriye...
 
Başımı kaldırıp onlara tekrar baktığımda...
Artık büyülü değillerdi...
Sadece milyonlarca ışık yılı uzaklıkta,
Alev ve ışık kürelerinden ibaretlerdi...
Ama bir şey vardı onlarda,
Hep onlara benzettirirdi kendimi:
Onlar da yapayalnızdı benim gibi..."
 
Zaman geçecekti...
 
Gün gelecek,çocuk biraz daha büyüyecek,
Kaleminden şu satırlar dökülecekti:
"Yıldızlara baktığında hep
Ne kadar harika olduklarını düşündün.
Oysa önce ne kadar ulaşılmaz olduklarını,
Senden ne kadar uzakta olduklarını
Düşünmen gerekirdi..."
 
Çocuk büyüdü,
Ama vazgeçmedi...
Bir kez daha denedi.
Gördüğü en parlak yıldıza uzanırken
Umuttan uzaktaydı aslında kalbi.
Ama...
Mucize gerçekleşti...
 
Göz açıp kapayıncaya kadar da olsa
Ona dokunabildi,o harika duyguyu hissedebildi.
Öyle ki mübtelası oldu,
Her gecesi onu düşünerek geçti.
Hayat her mola verdiğinde
Ona yine dokundu,
Dokunamadığında kahroldu,eridi.
Ama hep sonraki dokunuşu bekledi.
Şimdi bir esrarkeş gibi.
Dokunuşa hasret parmakları,teni,yüreği...
Yıldızını bulduğunda
Mutluluk hep onun olacak sanmıştı;
Çünkü o güne dek özlem hiç böylesine zalim,
Böylesine kavurucu olmamıştı.
Bunu tahmin edemezdi...
 
Artık izlemiyor yıldızları çocuk.
Kendininkine odaklandı yüreği.
Bir onu düşünüyor,bir onu istiyor.
Masallardan fırlamış sanki...
 
Merakla izliyorum ben de çocuğu,
Mutluluğa dair,sadakate dair...
Umuda dair...
Bir şeyler öğrenebilirim belki...
 
Bir peri kondu satırın sonuna,
En tatlı bakışıyla gülümsedi.
Düşler diyarına uçabilmem için,
Biraz daha peri tozu üfledi...
 
Pencereyi kapatma anne,
Sabaha dönerim belki geri...

ÖNEMLİ NOT!

Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...

Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (1)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!

İs kokulu bebek

8/1/2008
Kategori: Sakli kent

Karanlık vardı önce...
Bir nokta göründü uzaklardan...
Hızla yaklaştı,dağıldı,
Yayıldı karanlığın sonsuzluğuna.
Parçacıklar soğurken zamanla,
Küllerinden mavi gözlü bir bebek doğdu,
Dünya koyacaklardı adına...

 

O zamandan belliydi akıbetimiz,
O zaman yanmıştık aslında biz,
Yanmaya gelmiştik dünyaya.

 

Biz hep kötü bildik yangını.
Ama belki yanmak gerekti
Uzanmak için ruhlarımıza.

 

Yanıyor dünya,yanıyor güneş,
Yanıyor aşıklar göğün altında.
Yanıyor günahlar bilinmeyende,
Yanıyor yürekler gidenlerin ardında.

 

İs kokuyor şehrim,
İs kokuyor hep dünya...
Bıraktık kendimizi yangınlara.
Küllerimiz savrulurken rüzgarla,
Biz suyu arıyorduk hala.

 

Suyu bulamadık belki ama,
Bağışıklık kazandık yangınlara.
Bundandır ki yandıkça söndük,
Söndükçe yandık,
Ateşledik fitilimizi yeniden,
Tüm aşklarımızdan sonra...

ÖNEMLİ NOT!

Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...

Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (0)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!

Dostum Karanlık

8/1/2008
Kategori: Sakli kent

Karanlık,hadi gel yine
Korku mu hediyen?
Getir,hediyeleri severim ben

Bu gece ay da yok
Hadi yine iyisin
Sadece mum ışığım oyunbozan
Senin bin yıllık düşmanın
Merak etme, söner birazdan,
Gel,çayım hazır,
Gel...

Gel en vefalı dostum
Gözlerimi yok et
Nefesler kâfi bu gece
Sesleri yok et
Ruhum dinlensin ellerinde
Cesaretimi şaşırt
Kalbim hızlansın gelişinle
Haykır heybetinle
Adrenalin dolsun hücrelerime...

Gel dostum,gel...
Sakla tüm hıçkırıklarımı
Sakla gözlerimin bulutlarını
Şimşek yok sana bu gece
Yağmur var sadece...

Dostum gel,
Gel de anlatayım sana derdimi
Sakla beni,deli demesinler
Seninle sırdaşlığımı bilmesinler
"Niye" diyip daha çok hıçkırırken
Duyup da beni,zayıf zannetmesinler

Ey sessiz dostum,
Sıra aklımın gözlerinde
Uykuyu sızdır bedenime
Siyah morfinini çift doz vur
Vur ki ayılmayayım güneşle

Ha,bir de...
Gitmeden siliver kalbimi
Aklımın tozunu da alıver
Sabah hatırlamayayım bunları
Sen al götür gittiğin yere.

Teşekkürler dostum,
Gitmelisin biliyorum
Ama giderken veda etme
Yarın olmazsaa ertesi gün,
O da olmazsa bir hafta sonra,
O da olmazsa...
Bir gün yine dertleşeceğiz işte.
Kim bilir,belki o gün kabirde olurum
Sûra dek dertleşiriz seninle...

ÖNEMLİ NOT!

Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...

Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (0)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!

Gölgelerin Misafiri

8/1/2008
Kategori: Sakli kent

 Karanlık düşmüş köprünün üzerine
Bir kadın çökmüş betonun soğuk nefesine
Kurumuş çatlamış ellerinde
Üç kuruşa satacağı mendillerle

Yalvaran gözleri nemi çoktan unutmuş
Zaman karanlık bir okyanusmuş
Fırtınasızken bile onu korkutmuş
İçine çekmiş hep boğmuş da boğmuş
Her geçen günün sonunda
Ciğerleri daha çok suyla dolmuş

Dalgalar çakıl dolmuş sahiline vurmuş
Vurdukça çakıllar ufalanmış,kum olmuş
Kumlar rüzgarla savrulmuş
Gafillerin,cahil alimlerin gözlerine dolmuş

Gölgelerin misafiri bu gece çok yorulmuş
Uzanmış soğuğun ellerine
Azrail'in fısıltısı ninni olmuş gecesine
Bu göğsüne biriken son damla hayatmış
O da uçup gitmiş meleklerle

Kadın kaparken gözlerini
Yağmur başlamış şehirde
Onun için göz yaşı döken
Bulutlar olmuş sadece

Gölgeler nicelerini konuk etmiş
Yine aynı köprüde,
Aynı soğuk nefesle
Hayatları da bir nefesmiş
Nefesler de nefse nâzır
Yitip gitmişler sessizce...

ÖNEMLİ NOT!

Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...

Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (0)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!

Sis

8/1/2008
Kategori: Sakli kent

Sis çökmüş bugün şehrime
Grinin masalsı tonu
Geziyor şimdi ıssız görünen caddelerde
Büyülü bir el değmiş sanki
Yok oluvermiş koca şehir birden bire

Buğulanmış şehrim sessizce
Gökyüzüne değen anlamsız betonlar
Silinivermişler manzaramdan
Gri fırça darbeleriyle
Modern Don Kişot’lar uykuya dalmış
Doğanın bu kadim büyüsüyle

Caddelerde dolaşan,somurtan yüzler
O uzun burunlu,bol atıklı endüstri kaleleri
Görmek istemediğim her şey silinmiş tablomdan
Bu soğuk,bulutsu perdeyle.
Ne rezidansında şampanyasını yudumlayanlar
Ne de arka sokaklarda çürüyen bedenler var şimdi
Bu betona boğulmuş şehrimde

Sis çökmüş bugün şehrime
Dağıldığında yeni bir şehir bırakacakmış geriye
Sisin uzanıp gittiği yerler
Asırlarca geriye dönecekmiş birden bire
Götürecekmiş bu sis bizi,
Hayatın alınan her nefeste hissedildiği,
Doğanın göğsünde yaşanan günlere
Bu gizemli bir yolculukmuş
Bilgelerin,kahramanların zamanına
Zamanın geçmişe gömülmüş zirvesine

Sis doğayı getirmiş gittiği yere
Kartalın keskin çığlığı kulağıma çalınmış
Kurdun uluyuşu ,çağlayanın gür sesi eşliğinde
Bir neşeli şarkı duyulmuş şehirden
Şenlik varmış bugün orda belki de
Hayat dolu yürekler neşeyle eğlenirken
Hayat kazımış kendini tarihin derinlerine…

Bilgeler bilgeymiş,
Kahramanlar gerçekmiş,
Aşk,vefa ,bağlılık,sadakat
Ve daha nice erdemler yatarmış gönüllerde
Hikayeleri öyle güzelmiş ki
Kazınmış şarkılara,masallara,şiirlere
Bir hatip varmış ateşin başında
Çevresindekiler onu dinlermiş hayretle
O anlatmış duyduklarını,bildiklerini
Gerçekler efsaneleşmiş dilden dile…

İnsanlar sokulmuşken huzurun gölgesine
Hayat değişmiş birden…
Kılıçlar parıldamış şehirde
Barutun keskin kokusu yayılmış
Bulutsuz,masmavi gökyüzünde
Doğan güneş ölüm getirmiş bu kez
“İnsanlık” yenilmiş yine,hayvani nefse
Bir avuç toprakmış,altınmış katlin sebebi
Buymuş cana kıydıracak kıymette olan
Buymuş katil olarak ölmeyi reva gördüren kendine…

Kana doymuş toprak,
Batan güneşin kızıllığı içinde
Yanarken o güzel şehir
Aydınlanmış alevlerle,uğursuz gece
Lanetli,kara bir duman
Bir de meleklerle uçuşan ruhlar kalmış
O cıvıldayan şehirden geriye…

Sis dağılırken şehrimden
Her şey yavaşça dönmüş “şimdi”ye
Perinin sihri sona ermiş
Bir camdan ayakkabı kalmış geriye…

Şehrim ışıl ışıl olmuş geceyle
Hala soğuk,hala mutsuz
Bu pahalı,şaşalı tuvaletin içinde
Asık yüzü ortaya çıkmış
İçimi karartır olmuş yine
Ezgi bitmiş,esin bitmiş,söz bitmiş
Rüya bitmiş, sis şehrimden gidince…

ÖNEMLİ NOT!

Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...

Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (0)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!

Küçük Melek(savaşın ortasında)

8/1/2008
Kategori: Sakli kent

Hikayenin başındaydı küçük kız
Elindeki küçük ekmek parçasıyla
Tepesindeki güneşi süzüyordu
O masum bakışlarıyla
Düşünceler seldi o minicik aklında
Soracağı soruları sıralıyordu
O gizemli dünyasında
Anlam vermeye çalışıyordu
Kalbinin en derin yerinden gelen
Boğucu, acı çığlıklarla

 

Hiç görmediği birini haykırırken yüreği
Güneş alevlere boyuyordu bedenini
Hiç bilmediği bu yerde
Sarı tozların içindeki sessizlikte
Gölgeleri izliyordu gözleri
Zihni anlam veremese de...
Yorgun bedeni itiyordu onu yere
Yerde uzanmış uyuyan babasının ellerine

 

Küçük kızın gözleri güneşe dönüktü yine
O kızıl topun masalsı görünüşünde
Tanımadığı bir yüz beliriyordu sanki
Belli belirsiz ve sessizce
"Anne" diye fısıldasa da dili
Duyamayacaktı kendi sesini bile

 

Gülümsüyordu babasının kolunda
Sessizlikti şimdi tema
O küçük oyununda
Uyanacaktı babası yine
Alacaktı onu kucağına
Belki o kahverengi tatlıdan da
Alacaktı ona bir kez daha

 

O tepedeki kızıl top giderken uzaklara
Elindeki ekmeğe sarıldı küçük kız
Ve uzandı yeniden babasının kollarına
Güneş,ışığını bininci kez karartıyordu ona
Bin bir için gelecekti ertesi sabaha

 

Gözlerini usulca yumarken küçük kız
Uyumasını engellemiyordu
Etrafta delice uçuşan bordo gölgeler
O kırmızı boyalarla boyanan insanların
Renkleri karışıyordu güneşin kızıllığında
Oyundu küçük kız için hepsi
Babası da ilk katılanlardandı bu oyuna

 

Yanlarına düşmüştü kırmızı boyanın siyah kutusu
Saçılmıştı herkese o koyu boya birden bire
Üzülmüştü kız onda boya yok diye
Düşündü o da boyananlar gibi "uyumalıyım" diye
Her yer o sihirli kutuyla sessizleşince
Küçük kız anladı ki bu oyunda kendisiydi "ebe"

 

O uyurken güneşin gidişiyle
Sesler de gidecekti bir daha gelmemek üzere
Bir gün anlayacaktı gerçekleri belki ama
Hayat denilen korkunç rüyasında
Tanıyacaktı "acı" denilen oyunbozanı
Her gününde gecesinde.
Bu onun son acısız gecesiyken,
Nicelerinin acıları dinivermişti çevresinde

 

Annesinden kalma güzelliğiyle
Işıldarken o gecenin içinde,
Melekler okşuyordu saçlarını
İmreniyordu onlar da bu şirin masumiyete.

 

İblisler acı yağdırırken oraya o gece
Meleklerin kanatlarından geçmiyordu
Sesin zerresi bile
Melekler sabah ordan gidince
Kalacaktı kulaklarında görünmez bir perde

 

Küçük yüreği olanları anlayıp bilmese de
Tüm dünya izledi onun filmini
Yüzlerce,binlerce kere
Ama yapamadı kimse
Karşı koyamadılar onca yağan mermiye
Kanat olamadılar melekler gibi
O "küçük meleklere"

 

Dünyanın cennetleri dururken
Onlar doğmuşlardı cehennemde
Belki de ölmeleri gerek
Erişebilmek için güzelliklere
Onlara cennet gerek
Şu zalim dünya yerine...

 

 

Not:Bu şiir hayata başlayabilecekleri en kötü yerden başlayanlara,savaşın ortasında gözlerindeki yaşlar dinmeden hayatta kalmaya çalışan minik bedenlere yazılmıştır.Yazarken zihnimde oluşan manzarayı tamamen anlatama becerisine sahip olmadığım için üzgünüm.Keşke beni ağlatan bu manzarayı ,kelimelerimle tam anlamıyla sizlere de izletebilseydim...

ÖNEMLİ NOT!

Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...

Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (0)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!

Saklı kent

8/1/2008
Kategori: Sakli kent

Güneş yine batıyor,
Yine buradayım ve onu seyrediyorum
Isıtıyor içimi dışarısı soğuk olsa da
Bu final dansını bir kez daha
Bir kez daha hayranlıkla izliyorum
Kızıllığın içinde,engin gökyüzünde
Kayboluyorum sessizce.

 

Yüzüme vuran serin esintide
Gizemli fısıltılar saklı,
Soğukta bir sıcaklık saklı.
Gözlerimde sevgi saklı, kalbimde aşk,
Ruhumda özgürlük saklı…

Gördüklerimizde bir ilham
Görmediklerimizde hakikat saklı
“İşte buradayım” dediğimde,
İçinde bir yalan saklı.

 

Saklı bir kentteyim,
Yalnızca arayanlara gösterilen.
Bu şehrin içindeki şehirdeyim,
Bu dünyanın içindeki dünyada.
Yunus'un bahsettiği gerçekle yüzyüzeyim:
Benden içerideki bendeyim.
İşte,bende de bir "ben" saklı.

 

Gözlerimde özlem,bedenimde ateş saklı.
Kanatlarım ruhumda saklı.
Melekler ışıkta,
Korku karanlıkta saklı.
Yıldızlarda hayaller
Erişilemeyenler saklı 

 

Bebeğin bakışlarında hayat saklı
Çınarın duruşunda erdem
Ve geçmiş uzun yıllar saklı.
Yıllarda efsaneler saklı
Gerçek kahramanlar
Ve gerçek bilgeler
Zamanın ötesinde saklı
Sonunda,hepsinin ucunda,
Asıl başlangıçta,
Ölümde,ölümsüzlük saklı…

ÖNEMLİ NOT!

Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...

Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (1)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!