30/1/2008
Gün batımının fısıltısını duyuyor musun?
Onurlu bir kralın düşüşü gibi...
Bildiğim tüm trajik sonların
Yegâne arka plan resmi.
Film biterse gün batımında biter,
Kahraman ölürse gün batımına karşı ölür.
Görülesi son güzellik budur belki.
Güzellik denilen şeyin hayallerde
Sanırım gün batımıdır tasviri...
Göğün rengarenk hali...
Uçsuz gözüken gökyüzünün
Pembeli,morlu,turunculu
Rüyalardan,harikalar diyarından
Gerçek olmayandan fırlamışçasına
Derinlere seslenişi...
Sevgilinin veda öpücüğü gibi,
Yumuşak,tatlı...
Ölüm gibidir bitmesi...
Her güzel şeyin kaderi bitmek mi?
Bak yıldızlara,onlar söner mi?
Bak güne,geceye karışır gider mi?
Sevdiğim güzel,gün gelip ölecek mi?
O zaman ben niye yaşıyorum ki?
Yaşam dediğin güzeli sevmek,
Yaşam dediğin kötüyü yok etmek,
Yaşam dediğin bir hayal peşinde,
Dünyanın öbür ucuna gitmek...
Yaşam dediğin ünlü olmak,
Güçlü olmak,dünyayı fethetmek...
Yaşam dediğin...
Hırstan ibaret sanki.
Madem bitecek bir gün,
Niye her seferinde aşık oluyorum ki?
Ölüm yaşamın kuralıyken,
Ruhum neden haykırıyor yaşamı
Hiç ölmeyecekmiş gibi?
Ruhum tutsak ölümsüzlükte,
Zincirlenmiş dünyaya sanki.
Ab-ı hayat bulsam Hızır gibi,
İçer miydim,ruhum izin verir miydi?
Tüm güzelliklerin bitişini izlemek,
Çok mu güzel bir şey sanki?
Babil'in bahçeleri bile
Yerin dibine gömülmedi mi?
Sonsuzluğa yazılan parşömenler,
Cengiz'in ayağında ezilip
İki nehrin suyunda eirmedi mi?
Koskoca Attila'sı Süleyman'ı,Fatih'i
Daha da yüceleri,niceleri...
Hatta peygamber bile ölmedi mi?
Hayat gün batımı gibi...
Saf,doğal,tek içimlik
Bir bardak serin su gibi...
Yağmur dinene kadar süren koku gibi...
Yağmur diner,
Su biter,
Gün batar,
Hayat uçar gider
Biter saatimdeki kum taneleri.
Bak gördün mü,
Söz de bitti...
Hadi gel Azrail,
Güzelken her şey
Gel götür beni.
Bitişlerini izlemektense,
Biterim daha iyi.
Aslında seni çağırdığıma göre Azrail,
Bitişin olmadığını biliyorumdur değil mi?
O zaman düzeltelim bunu;
Yeni bir sayfa diyelim hayatta.
O yeni sayfa da güzelliklere açılsın,
Hak edelim biz yeter ki...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (yok)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
8/1/2008
Uğultu...Müthiş bir uğultuyla ısınıyor
Yıllların binlercesinden bir kaya.
Mavinin karanlığa döndüğü yerde,
Titreşerek uzanıyor atmosferin kucağına
Alev alıyor,yanıyor,külleşiyor yavaşça.
Ufalanıyor parça parça...
Unufak olduğunda,
Bırakıyor parçalar kendini rüzgara...
Karlı dağların ardından vadiye ulaşırken rüzgar,
Küllerden birazı çarpıyor,
Kuru otlar arasında dikilen çocuğa...
Kar yağmıyor,hava ılığa hasret,
Sadece donmuş,ölü gri otlar ve
Bu garip çocuk var manzarada.
Güneş yalandan vuruyor,
Göğün mavisi bile ölü,
Dönmüş karanlık bir beyaza.
Çocuk yalın ayak ve üşüyor,
Sıcak yok,sığınak yok...
Tek görünense dağlar,
Çok çok uzaklarda...
Çocuk şuursuzca izlerken bu donuk çölü,
Kulakları düşmek üzere soğuk rüzgarla.
Yere çöküyor çocuk,kıvrılıyor yavaşça.
Titriyor,işlevsizleşiyor bedeni,
Gözlerini kapıyor sıkıca.
Neden burda,nasıl geldi?
Bu soruların yeri değildir oysa,
Azrail gibi heybetli biri
Nefesini hissttirmişse boynuna.
Sorular giremezken menzile,
Ölüm çoktan sızmış aklın fısıltılarına.
Sarılıyor kendine çaresizce çocuk,
Ve ağlıyor soğuğun koynunda...
Tam bıraktığı anda kendini,
Hissizleştiğinde tam...
Sokağın gürültüsünü kesen camın kapanışı gibi,
Sessizleşiyor ortalık...
Soğuk yok oluyor o an,
Sıcak vurmaya başlıyor tüm vücuduna.
Sanki soğuk duşun altından,
Sıcak duşa geçti bir anda.
Şaşırıp gözlerini açıyor çocuk;
Şimdi bir çölün ortasında.
Sıcak öyle yoğun ki,
Terden sırılsıklam oluyor bir kaç dakikada.
Kalkıyor,yürümeye çalışıyor,
Susuzluk çektiğini anlıyor o anda.
Düşünemiyor artık,aklı almıyor,çalışmıyor,
Uçmuş gitmiş kendini içinde sandığı karanlık tasın,
Uçsuz,çıkışsız labirentleri arasında...
Susuzluk ve sıcak boğuyor artık,
Dili yapıştı neredeyse damağına.
Düşüyor çocuk istemsizce,
Taş ve kumdan bir cehennemin,
Sert,sıcak,acımasız kollarına...
Başını yere vurmanın acısıyla
Açılıyor gözleri birden,Kalkıyor ayağa.
Evindeymiş meğer,yatağındaymış.
Ailesi de yanıbaşında...
Tanıdık yüzler de orda.
Ve çıldırmanın reddesindeki akılda,
Telleri zorlayan bir ezgi oluyor adeta,
Okunan Kur'an ayetleri odada.
Sıçrıyor çocuk yerinden,
Havalanıyor sanki,evet havalanıyor yavaşça...
Yaklaşırken tavana,duyulmuyor çığlıkları,
Herkesin gözü hala
Cansızca yatağında yatan bedeninde hala.
"Hayıırr!" didasının yarısında,
Uyanıyor çocuk yatağında...
Oda karanlık,ten tuzlu suyun istilasında.
Bakışlar faltaşından,
Nefes ve kalp yüksek tempoda.
Üstü açıkmış,susamış bir de...
Bir kolu da boşluktaymış,düşecekmiş neredeyse.
Çözüyor kâbusun nedenini böylece,
Siliyor yüzünü ve giriyor tekrar yatağına.
Tek cümle kalıyor geceden:
"Kâbusmuş sadece,iyi örtünmeliyim bir daha..."
Çocuk dalarken yeniden uykuya,
Ruhu bir kez daha ayrılıyor fiyaskoyla.
"Nasıl görmezsin?" diyor,
"Nasıl hissetmezsin!"
Bilmiyorsun,düşünmüyorsun,
Bari beni dinleseydin,
Gösterdiğimi görseydin..."
Çocuk yaşadığını sansa da
Ölüyor her uykuya dalışında,
Ve yeniden can buluyor sabahla.
Ölüm ona hep hatırlatılsa da
O umursamıyor,düşünmüyor,unutuyor.
Ölmekten korkuyor ölümün kucağında?
Nedeni ne peki?
Bu konu da hep nadasta.
Hayatlar doğuyor,güneş doğuyor,
Hayatlar bitiyor,
Güneş bile ölüyor zamanla.
Evrenin kuralı bu,böyle konmuş:
Yaşam değil,ölüm ana tema.
Karamsar mı gördün beni?
Hiç de değil,iyimserim hatta!
Ölüm olmasa,
Hayat çekilmezdi aslında...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (yok)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
8/1/2008
Duyuyor musun?
Dünya dediğin bitti bu sesle
Vadedilen günü unuttun
Geldi çattı bak sessizce
İnsanlar,nereye gidiyorsunuz böyle?
Kaçacak yer mi var?
Yer,gök girmiş birbirine
Korku sinmiş gözlerinizin ferine
Kalbim nasıl da çarpıyor bak
Duracak neredeyse...
Çöktüm dizlerimin üstüne
Firavun geldi gözümün önüne
Pişmanlık dolarken iliklerime
Dünya batıyor gözlerimin önünde
Al canımı artık Azrail
Dayanamıyorum bu dehşete
Güzelim şehrim başıma
Yıkılıyor çığlıklar eşliğinde
Kan kokuyor deniz
Çıldırmış toprak
Bu nasıl korkudur ya Râb?
Tir tir titriyorum
Titreyebiliyorum sadece...
Gökyüzü bulanık
Her yer karanlık
Ben sanık,
Can tanık,
Kan donuk,
Ruhlar uçuşuyor
Meleklerle birlikte
Tek nûr onlar
Şu minik cehennemin içinde
Kazandım sandım
Eğlendirdim kendimi
Zevkim geçiciymiş meğerse
Zaman çok derdim
Bitiverdi bak sessizce
Yaşıyorum sandım
Ölüyordum sadece.
Ölecekse bir gün her canlı
Yaşamak,yavaşça ölmekti belki de.
Kelebek bir günde ölürmüş,
İnsan daha büyük bir ömürde,
Peki ömürler kimin elinde?
Hayat yalan diyenler
Doğruyu bilirler sandım;
Doğruyu bilenler
Niye şimdi korkuyorlar böyle?
Hazır değiller miydi yoksa
Mevlânâ gibi bu "düğün günü"ne?
Yalan dediler Hakk'a
Niye şimdi hepsi eğiliyor önünde?
Yine görmüyorlar,işitmiyorlar
Ne değişti birden?
Kıyamet haktır denmişti
Bunu gördüler belki de
Siz inanmayın,siz bilmeyin
Görseniz de mucizeyi
Peşinden gitmeyin
Bilge sanın kendinizi
Cehaleti terk etmeyin
Bana istediğinizi diyin
Kalkın küfür de edin
Haklı çıkarın birbirinizi
Egolarınızı tatmin edin
Ben Azrail'le kucaklaşırken
Siz celladınızla yüzleşin
Bırakın haksız olayım
Bırakın boşa kürek çekeyim
Ben bir aptal,
Ölmüş gitmişim kime ne?
Boştu yaptıklarım sizce
Öyle olsun,
Anmasın beni tek kişi bile
Peki ya doğruysa dediklerim?
Ya cevherse şu sözler acizane?
Dua edin de öyle olmasın derdim ama
Dua da etmezsiniz,bilirim.
Eh,yolunuz açık olsun
Daha ben ne diyim...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (yok)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
8/1/2008
Kalk güzelim nolur
Yakışmıyor bu soluk ten sana
Sıcaklığından kavrulurdum
Şimdi öldüren bir soğuklukla
Bir de heykelsi bir tavırla
Yatıyorsun karşımda...
Haykırışlar var dilimin ucunda
Çaresizlik yine başucumda
Hıçkırıklar gizli bak
Bu ruhsuz sessizliğimin ardında...
Kalk hadi,aşkım de bir kez daha
De ve el ele gidelim buradan
Bedenim soluyor bak git gide
Eser yok senden, hayattan...
Hadi nolur,kırılıyor umudum.
Gözlerim parçalı bulutlu
Yürek titredikçe yağıyor
Tuzlu muson yağmuru
Yağdıkça eziliyorum,
Boğuluyor ruhum
Bu soğuk,karanlık odada...
Uyanışın bir hayal artık,biliyorum
İnsanlar neden delirir
Şimdi biraz daha iyi anlıyorum
Seni bırakıp giderken meleklere
Son kez değiyor dudaklarım
Buz perisinin beyaz tenine
Ve ben perinin solan büyüsünde
Kendimi son kez kaybediyorum...
Kanıyor kalbim,bense sadece ağlıyorum.
Veda sözcükleri akarken aklımdan
Hepsini es geçiyorum.
Yalnızca şu cümle dökülüyor dudağımdan:
Seni çok seviyorum...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (yok)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
8/1/2008
uff...
Soğuk,çok soğuk
Titriyor ellerim
Ciğerlerimde kalmadı hiç soluk
Çökmüşüm dizlerimin üstüne
Bedenim halsiz,yüzüm soluk
Esenrüzgar acımasız,soğuk
Yoldan akan insanlar soğuk
Kutuplarda değilim
Ama her yer,her şey soğuk
Dondurulmuş tüm ruhlar
Bozulmasınlar diye belki de
Ama geç kalınmış,
Zaten hepsi bozuk
Ölsem kaçmak için
Bu buz cehenneminden
Bedenim de buz kesecek biliyorum
Belki ölüm bile soğuk
Uff...
Bu uzandığım bank çok soğuk
Kar taneleri tatlı derler bir de
Batıyor yüzüme minik kristaller
Karın her zerresi soğuk
Off...
Öldürüyor bu öksürük
Sesim artık hep boğuk
Gözlerimi kapasam,dalsam uykuya
Dalabilsem keşke rüyalarımın sıcaklığına
Çok şey mi istiyorum?
Neden bana izin vermiyorsun ey "soğuk"?
Uff...
Çok soğuk...
Gel tatlı kedicik,ısıt beni
Sensiz geçmez bu gece
Vücudum şimdi daha da soğuk
Tenekemin içindeki ateş sönüyor
Kalkamıyorum gücüm yok...
..ıh...
Gözlerim kapanıyor kedicik
Nerde şimdi o bir saat önceki soğuk?
Üşümüyorum şimdi
Sen mi ısıttın beni yoksa?
Ya da artık algılarım da mı donuk?
uff...
Kedicik,çok,çok soğuk...
Dışarda değil,şimdi içimde o soğuk
Ayaklarımda,ellerimde,kanımda
Sıcaklık göç ediyor göğsüme
Kedicik yoksa Azrail mi sıradaki konuk?
...
Çırpınıyorum kedicik
Ama çalışmıyor uzuvlarım
Niye bedenim bozuk?
Korkuyorum kedicik
İçimde büyüyen sanki soğuktan çok
Karanlık bir boşluk
Ağlamak istiyorum ağlayamıyorum
Artık bedenime hükmüm yok...
...
Kedicik kopuyorum gözlerinin önünde
Ensemde değil şimdi o acımasız soğuk
Gidiyorum minik dostum
Gittiğim yer kimine göre sadece "yokluk"
Minik patilerinin,şaşkın bakışlarının arasında
Uzaklaşıyorum kedicik başka bir diyara
Bu kollarımdan tutanlar
Bilmediğim şeyler söylüyorlar bana
Diyorlar ki güzel şeyler varmış götürdükleri yerde
Masalmış,yalanmış o "yokluk"
Sorulacakmış halimi bilmeyenlere
Sıcak lavlar içinde o zalim soğuk
...
Uçuyorum şimdi kedicik
İlk defa güzel gözüküyor bu şehir
İlk kez acıtmıyor canımı soğuk
Gecenin ışıkları meğer ne de güzelmiş
Sen de gel kedicik
Bu görebileceğin son ufuk
Bu bilinen ama görülmeyenlerin dansı
Bunun adı sonsuzluk...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (yok)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!