13/7/2008
Yalın,loş...
Sigara kokan bir oda...
Oda küçük bir kızıllıkla aydınlanıyor,
Duman ciğerleri her karartışında...
Bir mert adam oturmuş
Bir mert adam gururla,cesaretle
Gözlerini dikmiş karanlığın namlusuna...
Bu ânı hep beklemişti,
Biliyordu,yaşamak için fazla yürekliydi...
Hiç boş durmamıştı ki çomağı,
Hep tüm gücüyle sokuluvermişti
O adilerin pis düzenlerinin rotasına...
Bu vampirler tek bir şeyle ölüyordu,
Kazığı sokmak gerekti kalplerinin ortasına...
Soktu kazıkları,götürdü onlardan bir kaçını ya,
Ölüm koymazdı ona artık...
Koymazdı onun gibi bir aslana...
Gaffar'ı sokağın ortasında tarayanlar,
Onu mu öldüremeyeceklerdi?
Ölüm çoktan dayanmıştı bile kapısına...
Okuduğu okulları düşündü,
Hayatını,vatan için çektiklerini,
Vatan için dolan damarlarını...
Ve o damarların yine onun için boşalacağını...
Ah bir de karısı olmasaydı,
Çocukları olmasaydı ardında bıraktığı...
O zaman çarpışırdı bile,
Ölmezdi şu karanlık ofis odasının sessizliğinde...
Kapı açıldı,cellat hazırdı...
Korktu cellat bile o bakışlardan,
Titredi bir an,ürperdi...
Hiç görmemişti ölüme böyle bakanı...
-Sonunda geldin dimi soysuzların kölesi?
-Vaktini duaya harca,pek fazla kalmadı...
-Bizim duamız kazılıdır gönülde,
Asıl sen şimdiden başla dua etmeye...
Aldığın canların diyeti ağır olacak,
Yetmez ömrünce dua etsen de ama ...
Sen yine de bir dene...
-Hazırlan ulan son duyacağın sese!
-Sen değil Azrail alacak canımı,
Eğer yaradan izin verdiyse...
O izin verdiyse zaten
Güle oynaya giderim ben,
Onun çağrısından geri durmak yakışmaz bize...
-Güle güle öyleyse...
Ve o an zaman durdu...
Ve o an kamera bir tur attı karanlığın içinde...
Ve mert adamı gördü kamera,
Hala gözleri açıktı,
Fışkırıyordu alevler celladın gözlerine...
Hala eser yoktu korkudan
Bu son anda bile...
Ve kamera devam etti dönmeye,
Uzandı,odaklandı önce namluya,
Sonra celladın kar maskesinden sızan
Kararmış,zifiri gözlerine...
Ve gözlerin yanından objektife yakalandı
Bir başka,tanımlanamayan nesne...
Bir "gölge"ydi karanlığın içinde...
Celladın tam ensesinde...
Farkedilmemesi imkansızdı sanki,
Ama farkedilememişti işte...
Jilet gibi bir tel hazırdı çoktan,
Celladın boynunu kesmeye...
...
Birden akmaya başladı zaman hızla ve
Daha tetiğin çekiliş emri oluşmadan beyninde,
Ayrılmış oldu kafa ile gövde bir hamlede...
Tetik sesi bekleyen mert adam,
Bakakaldı bu bir iki saniyede gerçekleşen
Hollywood mizansenine...
Kimseyi göremedi adam arkada,
Kim yaptı bunu bilemedi...
Bir iki ayak sesiyidi arta kalan...
Ve bir nottu:
"Gölge..."
Ertesi sabah doldu manşetler
Gecenin tüm cinayetleriyle...
Hepsinin ardında "gölge" notu vardı...
Yine çökmüştü bir uğursuz duman bu şehre...
En uğursuzların leşlerinin kokusu,
Köşklerini doldurmuştu,
Sindirilmişlerdi hepsi,
Gecenin aç midesine...
Tetikçi,azmettirici,azmettiriciye azmettirici...
Pisliğin pisliğinin pisliği...
Böylelikle geberip gitmişti pisliklerinin içinde...
Bir karanlık süzüldü sokakta...
Bir karanlık emdi ışığı,
Göstermedi haketmeyenlerin göz çukurlarına...
Bir karanlık ölüm saçtı...
Saçtığı her parça şarapnel bumerangtı,
Geri dönecekti günlerin sonunda...
Ama o güne dek...
Kanını içecekti vampirlerin...
O insan değil,
Vampir kanına susamıştı...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (yok)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
27/3/2008
Bir deniz dalgası ulaştı kıyıya...
Hızla çarptı,parçalandı...
Parçaları fırlarken atmosferin kucağına,
Sesi sonsuzluğun sonunda
Sıfırın soğukluğunda yankılandı...
Ama bu dizeler başlangıçtan çok,
Bir son olmaya yatkındı...
Başı nasıldı?...
"Bir yer anlatırlardı masallarda
Onurlu,kahraman savaşçılar yaşardı orda.
Hep o masallar gelirdi aklıma
Karanlık,acı girmeden önce odama...
Bir gün bulacaktım orayı,
Bir gün gelip kurtaracaklardı,
Alıp götüreceklerdi o mutlu diyara.
Bekledim olmadı,
Kaçtım olmadı...
Tek çıkış kaldı...
Cehenneme gidermişim ordan da,
Oysa asıl cehennem burası...
Açın cehennemin tüm kapılarını,
Açın,alın beni içeri nolur...
Onurlu olur en azından orda acı..."
Diyecekti genç kız...
Diyemedi...
Kime diyecekti?
Kaldı mı ki ulan birimizde yürek?
Hayat telaşından başka neyimiz var ki?
Sefil hayatlarımızdan başka,
Söyle elimizde neyimiz kaldı ki?
Hayat dramatik,
Çoğu zaman pornografikti genç kıza...
Sapkınlığın uç noktaları
Daha on üçünde uğramıştı
Tüm lanetiyle kirli nefesini üflemişti suratına.
Su kadar temizdi ancak,
Kirlendi ahlak çöplüğünün
Foseptik yığınlarıyla...
Onlarca vüduca değdi teni,
Her vücut kendi için,
Kızın umudundan kopardı bir parça.
Umudunu dilimledi her gün,
Çiğnedi,içti yudum yudum...
Karnı ancak böyle doydu aslında.
Ne tat vardı yiyeceklerde,
Ne renk vardı ışıltılı kentlerde...
Umut yutuldu katıksızca ve,
Masum,beyaz,saf...
Bir beden zamanı yavaşlatıp
Düştü denizlerin soğuk koynuna...
O soğuk koyun çok daha huzurluydu,
Sıcak ama iğrenç olanların yanında...
En son bıraktığı şey korkusuydu genç kızın,
Ve lanetiydi ardında...
Bir deniz dalgası ulaştı kıyıya...
Hızla çarptı,parçalandı...
Parçaları fırlarken atmosferin kucağına,
Sesi sonsuzluğun sonunda
Sıfırın soğukluğunda yankılandı...
Derinler böyle masum cesedi az gördü,
Deniz ağladı,kükredi,
Ama yutamadı kıtaları,cezalandıramadı.
Meleklerin gözünden bir parça nur düştü,
Göz yaşı niyetine balıklar içti...
Balıklar her şeyi kaldıran midelere girdi,
Mide de balık da isyan etti...
Ama...
Sabrın sonunda...
Hepsi için ağır olacaktı bedeli.
Bir lanet düştü peşlerine...
Göremediler...
Tanrıyı kör bilip,aptal bilip,
Günahlarına günah eklediler...
Onlar masumları çiğnerken,
Aslında kendi etlerini,
Kendi ailelerini kemirdiler.
Ve sonunda...
Bir gölge çıktı gölgelerden.
Hesapsızların hesabı,
Kitapsızların gazabı,
Şerefsizlerin şeref nişanını
Elindeki ölüm fermanıyla takan olacaktı...
Önce ailelerinden başladı...
Zulme el sürmüş her bireyi,
En başındakine kadar
Çığlıklar senfonisinde doğradı.
Her çığlığı kaydetti,
Bir sonrakine yolladı...
Hesap günü yakındı,
Ama ne gölge,ne de başka bir insan,
O hesabı soramayacaktı...
Şimdilik sadece...
Azap vardı...
Aşağılıkların başı ölmeden önce,
Gözleri faltaşından hallice,
Gölgenin gözleriyle karşılaştı.
Ateşi gördü,azabı gördü,
Çektirdiklerini gördü...
Utandı mı?
Hayır,sadece korktu aslında.
Önce kardeşinin cesedi,
Sonra ona bağlı bir zincir,
O zincire bağlı karısının cesedi,
Sonra karısına bağlı bir zincir...
Hepsine bağlı ağır bir taş,
Hepsine bağlı ağır bir domuz,
Hepsine bağlı domuzdan adi beden...
Sırayla denizin soğukluğunu tattı.
Aşağıda balıklar,yukarıda şeytanlar...
Herkes için bu gece ziyafet vardı.
Bir deniz dalgası ulaştı kıyıya...
Hızla çarptı,parçalandı...
Parçaları fırlarken atmosferin kucağına,
Sesi sonsuzluğun sonunda
Sıfırın soğukluğunda yankılandı...
Bir gölge dalgaya bakıp sigarasını yaktı...
Doğacak güneşten önce yine ışıksızlığa kaçtı...
Işıkta gezmeye yüzü yoktu,
Hiç bir zaman da olmayacaktı...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (yok)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
17/3/2008
Mevsimler su içercesine geçti.
Kahraman kadim ilimler peşindeydi.
Önce bedenine hükmetti,sonra ruhuna...
Korkuları saatin tik taklarında eridi gitti...
...
Saçları kısacıktı artık...
Zihni dingin ve ılıktı...
Sokaklara döndüğünde bambaşka biriydi,
Bir hayaletin gerçekliğinden ibaretti...
Kapşonlu siyah pardesüsü ise
Çizgi romanlardan fırlama peleriniydi...
Önce fısıltılara sızdı,
Sonra boş sokaklarda yankılanır oldu adı.
"Gölge" diyorlardı bu uğursuza...
Onu görenler bu ismi duyduklarında,
Mezarlarında iniltileri yankılandı.
Uğru zulme ölüm getirmekti;
Keşke katletmek uğur getirebilseydi...
Manşetler sebepsiz ölümlerle dolmaya başlarken,
Silahlar çoktan çekilmişti.
Esrarengiz şekilde ölen medya patronları,
Zehirlenen,intihar eden millet vekilleri...
Hatta...
Sokak ortasında öldürülen devlet yetkilileri...
Ne uyuşurucu taciriydi bunlar,
Ne de adam öldürmüşlerdi.
Sicil defterleri tertemizken,
Kendi kanlarıyla kirlendi.
Kim bilir,belki de,
Çoktan görünmez kalemler
Doldurmuştu o boş defterleri...
Hep hasımlar zanlıydı,hep terör...
Kimse "Gölge"den şüphelenmedi.
Gün geldi hasımlar da menzile girdi.
O gün kaosun ilk günü oldu ve
Son gün için çok günler geçecekti...
Sabahın ilk ışıkları vururken "gölge"ye,
Gölgesi uzadı gitti sinsi zihinlere.
Silüetsiz bir gölge düşerken düşlere,
Hala bilmiyorlardı kim için gün ışıldayacak,
Kim içinse güneş tutulacaktı bu gece...
Ne bir algoritma,
Ne de bir bağlantı vardı.
Her kimse bu "gölge"
Belli ki Azrail'in tahtında gözü vardı.
Hekes bilse de canların alınacağını,
Kimse tahmin edemedi
İsminin listede üst sıralara kazındığını...
Sabahın ilk ışıkları gösteriyordu gölgeyi...
Onlar ise asla göremezlerdi...
Sabahın ilk ışıklarını selamladı "Gölge",
Yudumladı çayını hafifçe ve...
Dikti yine gözlerini
Ufuktaki intikam çizgisine...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (yok)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
17/3/2008
"Gün gelip kaybedecek bir şeyin kalmazsa...
Gün gelip insanlığın insanlığından miden bulanırsa...
Gün gelip bir pisliği vurduğunda
İçin miligram düzeyinde sızlamazsa...
Yolun başındasındır yalnızca...
Eksilerden sıfıra çıkmanın haklı gururu,
Sıfırın soğukluğundaki kanının donukluğu,
Dondurucu soğuğunu yaran intikam alevleri,
Yutar hepsi aklını,kemirir kalbini,
Eğer irade köleyse öfkeye hala...
Geçmişin geçmiş olduğu yeni idrakta,
Ölümün şarkıları her dakika,her an kulaklarda...
Üstelik eşlik ediyorsan şarkılara,
Ya gaddarsın,ya amansız bir katil,
Ya da ...
Her ne isen,adının meali "kahraman" değil,
Belki de giremedin henüz lügata...
Kaybedeceklerin kaybedilince,
Sen her allahın günü ölmeyi isteyince,
Neyi feda etmiş olursun ki,
Anılsın adın "kahraman"larınkiyle?
Cesaret mi seninki?
Yoksa giderken birilerini de götürmek mi?
Yapma gölge bunu,bana masal anlatma...
Hepsi bittiğinde kalırsan hayatta,
Ne olacağını sanıyorsun sonunda?
Yargılarında yaptığın minik hatalar,
Alır alevleri,dolar boynuna,
Kaldırır seni acı bulutunun atmosferinde yukarılara
Ve...
Defalarca diriltmek için yere çarpar,
Bir kez daha,bir kez daha...
Umulur ki baktığında bedeninin ardından dünyaya,
Bir gün gözün çarpsın ruhuna...
O göstersin yolu bir kez,
Belki huzura giden tek yol orda..."
Sustu bilge nefesinin son yudumunda.
Yaktı titrek gaz lambasını
Düşürdü gölgeyi "gölge"nin ayağına...
İki çift keskin hatlı gözde
Dans etti alev çiftleri çılgınca...
"Haklısın" dedi gölge,
"Ama eksiksin bilge,
Beni başkalarıyla karıştırmandı hata.
Belki de cehennem çukurunu tatmak istiyorumdur,
Faillerin infazını görmek vardır belki planda.
Onlar çekerken acılarını ve bağırışırlarken,
Tadacağım tüm acılar sert bir içki kadar acı,
Bir o kadar da baş döndürücüdür bana..."
Üzüldü bilge,
Katranlanmış bir kalp duruyordu karşısında.
Sadece bir kaç sözcük geçti yüreğinden,
Hepsi de duaydı bu toy zebani-melek kırmasına...
Bilge durdu bir süre sessizce,
Döküldü gecenin son sözleri sonunda:
"Sevgi tecrübe edilmek için fazla iri,
İntikam iyileşmek için fazla büyük yara,
Tanrıdan korkmadan attığın adımsa,
Sana bile çok ama çok fazla...
Duam buna izin vermemesidir,
Yoksa sonların en kötüsü bekler seni sonunda...
Ve inan bana...
Kabusların cennet kalır cehennem yanında...
Umulur ki sevgi uğrasın ölmeden sana,
Ancak odur merhem kapanmaz yaralarına..."
Gölge hissizliğinden sıyrıldı bir an,
Ama söyleyecek söz yoktu günün sonunda.
Tam umuda dair sözcükler uğrayacakken aklına
Ailesinin çığlıkları doldu kulaklarına ve...
Gölgenin gözündeki bir anlık parıltı,
Emildi siyahlığın umuda aç bağırsağında...
Uzaklaşırken gölge gecenin karanlığında,
Geceyle bir oldu bir kez daha...ve
Azrail'i çağırdı saygıyla,
Alınacak canlar vardı sırada...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (yok)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
4/3/2008
Sonunda...
Kahraman kalktı sevgiyle,
Kahraman gözlerini kapadı.
Ruhu,umudun ışık sanılan
Dipsiz dehlizlerinde...
...
Ölümün umulmuş tarihi
Kaderin teğetinde sanılmıştı.
Sanrılar gerçekleşseydi,
Hayal kırıklığı da
Kötülerin cezası olmasaydı keşke.
Kör olsaydı keşke tanık,
Suçlular zanlı kalsaydı
Eski,tozlu arşivin
Adalete susamış zihninde.
Olmadı...
Kırıldı işte ışık gibi,
İradenin prizmasından süzülen,
Her bakışa başka renk veren,
Habersiz benzetmelerinden,
Kader...
Senaryo basitti:
Tanık susmalı...
Zanlı susturmalı...
Bulamazsa tanığı
Ailesini rehin almalı.
Tanık polisi arar,
Polis adamı yakalar,
Giderken intikam için
Zanlı tüm aileyi yakar...
Hangisi iyiydi?
Susup zulme göz yummak mı?
Yoksa konuşup ailenin kokteyline
Molotof takısını yakmak mı?
Seçim yapılmıştı.
Kahraman vicdanının yargısında
Aklı tarafından binlerce kez suçlandı,
Hiçbirinden aklanmadı.
Ama hükme de varılmadı.
Hayat rüyaydı,
Şimdi bir kabusa uyandı.
Ellerinde kan yoktu hiç.
Yine de kanlı gördü ellerini
Her gecesinin sabaha kayan
Usulca ruhunu ısıran kabuslarında.
Şeytanlar dönerken karanlık yalnızlıkta,
Namlu çok kereler dayandı şakağa.
İkinci kırılma,
Karışmıştı bir rüya kılığında
Şişman kabuslarının arasına.
Ailesi bekliyordu onu bir yerde,
"Uzakta değiliz" dediler kahramana.
"Sen devam et" dedi sevdiği,
"Geçecek farketmeden,hepsi bir an sadece."
Anladı,ölmenin zamanı değildi.
Ama hayat da aynı devam etmeyecekti.
Dünya vicdanı unutmuştu yine,
Ama hala birileri vicdan için ölüyordu.
Çöplüğe atılmış yıldızlar,
Kara deliğe dönüşmeye başlamıştı bile...
Kahraman kalktı sevgiyle,
Kahraman gözlerini kapadı.
Ruhu,umudun ışık veren
Yaşatan göklerinde...
Kahraman uzaklaştı keskin bakışlarıyla
Sonun başlangıcının yakıcı kokusuyla...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (yok)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!