28/8/2008
Anahtar Parça-Redd-Nefes
Hep karanlıkla başladı cümleler
Hep ıssızdı ,sessizdik...
Belki de böyle geldiler dünyamıza,
Belki de sadece o zaman onları dinledik.
Aşka yazdık biz,
Hep ağladığımızda kalemin seviyesine yükseldik.
Kalemimiz yetmedi ki,
Akıtsak da ,düşürsek de kağıda,
Bitiremedik.
Nefes bile almadık,
Doyasıya,ağlatasıya,
İçirtesiye,
Kendimizi öldüresiye sevdik de...
Hep sonunda yer yüzüne indik.
...
Kadehler ortak oldu kimine,
Sıkı dostlar yoldaş oldu şanslı olanlara...
Ama çoğumuz kendimizleydik,
Hep biz,bize söyledik.
Söyledikçe yıkıldık,
Yıkıldıkça parçaladık,
Kendimizi unufak ettik.
Ne kaldı geriye?
Bir rüzgar aldı,
Götürdü de küllerimizi,
Uçtuk,düştük yine ateşlerin içine.
Akıllanmadık hiç,
Yüreğimize söz geçiremedik.
Hayat geldi bir gün,
Kaldırdı o yüreği rafa da...
Rahat ettik...
Ya da...
Kilitledik bir şeyleri
Kimse görmesin diye gizledik...
Biz kendimize yalan söyledik.
Gün geldi çıktı o yalan da,
Kendimizden nefret ettik.
Ne kaldı geriye?
Ne rüzgar aldı götürdü bu kez,
Ne bir daha yanacak
Ateş bulabildik kendimize.
Biz kendimize ettik,
Mantık namına,kendimizi kaybettik.
Biz kendimize ettik...
Bilemedik...
Bilseydik değişir miydi ki?
Bildiğim şu ki dostum:
Biz bunu hakettik...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (yok)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
13/7/2008
Bir yengeç tıkırdayarak ezdi,
Deldi geçti denizin yıktığı kumdan hayalleri.
Bir kez daha geldi deniz,
Düzeltti kumları,
Sanki hiç bir şey kurulmamış gibi.
Uçtu,karıştı anların anılarına,
Kâtiplerin görünmez sayfalarına...
Bir aptal çocuk vardı sahilde,
Her seferinde yeniden dikti kalelerini.
Doldurdu yüreğiyle kum kovasının hacmini;
Ters çevirdi,burç yaptı kendine.
Elleriyle kaldırdı kalesinin kumlarını,
Hayaliyle binbir şekil verdi.
Harcı kurudu da zaman zaman,
Denize tenezül etmedi.
Gözlerinin pınarları yetti;
İkisi de tuzluydu zaten,
En azından biri ondan bir şeydi.
Her seferinde dikilir mi o kale?
Her seferinde bu kadar umut,
Bu kadar güzel yüklenebilir mi hayallere?
Üstelik dalgaların yıkacağını bile bile...
Aptaldı çocuk dedim ya,
Ulan kale yapmak senin neyine?
Dinlemedi ki,
Düşündüm de,
Bu çocuk hep yenildi be...
Git çocuk,senin dünyan başka yerde,
Başka tarihte belki,başka galakside.
Sen burda değilsin ki oğlum zaten,
Dünyalı demez sana,dünyalı görse...
Sen bir büyüsen,
Sen bir iniş yapsan yer yüzüne...
Ama nerde...
Seksen olsan,
Geçemezsin sekizden bir adım öteye.
Yine de çocuk,
Keşke aramıza dönebilsen...
Bir çocuk düşün ki hep yenilen...
Bir çocuk düşün ki usanmadan
Hep şu zalim dalgalara direnen...
Bir çocuk düşün ki dalgaları saniyeliğine engelleyip,
Bununla kendini avutup mutlu eden...
Bir çocuk düşün ki...
Adı "ben"...
Ah be çocuk,
Keşke daha da anlatılabilsen...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (yok)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
13/4/2008
Hasretle bakarım hayalimdeki yüzüne,
Ararım seni hayalimdeki hüznümle.
Ne sen beni görmüşsündür,
Ne de şahit olmuşsundur
Yüzümün buruşukluğunun puslu silüetine.
Sen sanarken beni hüzünlendiren,
Sen hüzünlendirdiğinden habersiz,
Ben senin habersizliğinden habersiz,
Bu aramadan beklediklerim mesnetsiz,
Ararım seni hayalimdeki hüznümle...
Açarsın gülersin belki,
Dalga da geçersin hatta sözlerimle.
"Özledim" deyişime "hadi ordan" dersin,
Yıkılır o an dalganla,şevkten yaptığım kale.
Yüzümde sahte,iğrenç bir sırıtış,
Zorlar beni :"Sözümü geri aldım" demeye.
O an kapatmak,telefonu fırlatmak...
O an kaçmak isterim ama...
Kaçacak yer kalmamış ki sevgimden,
Sinmişsin evrenimin her köşesine.
Devam ederim,yutarım kötü sözlerimi...
Kıramam seni belki ama,
Konuşamam da artık açtığımdaki gibi.
Konuşmanın sonunda zorlar biri kendini,
"Aşkım" demeli ki sussun,durulsun,
Dinginleşsin içlerdeki garip ürperti:
Kavga edip uyuyabilmenin,
Uyuyabilecek olma ihtimalinin ürpertisi...
Sevgi şeker gibi bi şey değil mi?
Kavganın suyunda eriyorsa,
İçsek,bitirsek tüm kavgaları,
Karışmaz mı yoksa yine kanımıza?
Soğukluğun içimi dondurduğunda giydiğim öfkemi,
Astım şimdi kışlıklarımın yanına.
Giymek istemiyorum onu hiç,
Sıcaklığın ısıtsın beni,
Öfke hep yakıyor,acıtıyor sonunda...
Ve kapanır telefon...
Ve "içim" buruk kalır bir köşede,
Ve oturur ağlar belki kendince,
Ama çaktırmaz,hissettirmez bana belki de.
İhtimallerin kararsız senfonisinde,
Yatağıma girerim uyku niyetiyle.
Ama uyku da itaat etmez bana,
Girmez bi türlü gözlerimden içeriye.
Hasretle bakarım hayalimdeki yüzüne,
Aramam bu kez seni hayalimdeki hüznümle.
Ne sen beni görmüşsündür,
Ne de şahit olmuşsundur
Yüzümün buruşukluğunun puslu silüetine.
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (1)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
25/2/2008
Bir adım gidersin...
İki adım geri gelirsin...
Üç adım gidersin...
Dört adım geri gelirsin...
Ve bu böyle sürer gider...
Hayır,benim gibi düşünmedi...
O benimdi,ben onun...
Elindekini unutmak tehlikelidir,
Hayat acıyla hatırlatır yoksa
Unuttuğun tüm değerleri...
Ben tam karşısındaydım,
Tek bir özürdü gururumu zorlayan,
Bendim suçsuz olduğunu bilip
Soyluluğa soyunan...
Ve diledim özrümü,
Tatlı bir bakış yeterdi...
Unutursun,acıtırsın,
Kaybeder,utanırsın...
Gurur ve kızgınlığın
Pişmanlıktır tek meyvesi.
Daha yeni gelmiştim,
Yorgundum...
Ne olurdu somurtmak yerine
"Hoşgeldin" deseydin,
Diyebilseydin sadece?
Tanrı bilir kaç kez oldu.
Pişman olma,
Bırak akışına öylece...
Öğlen sana bir hediye bakmıştım,
Güzel bir gece elbisesiydi...
Giyerdin çıkacağımızı düşündüğüm
Yarının akşam yemeğinde...
Yok yok bir şey söyleme...
Biliyorum değişmeyecek bakışların...
Bunları duymuyorsun bile...
Hepsi sadece zihnimde değil mi?
Bilmeyeceksin hiçbirini yine,
Ve yok olup gidecekler minik kibritler gibi.
Bittiğinde ise donacak ruhum,
Donacak kibritçi kızımın minik elleri...
Sabah kalktığımda kızgındın hala,
Yine yüzünde o lanet ifadeyle...
Beni özlediğin zamanları özledim,
Gitmeliyim sanırım uzaklara,
Farkedersin belki o zaman sensizliğimi,
Sinirinin asidiyle sindirdiğin sevginin
Sendeki sessiz eriyişini...
Aldım ceketimi,
Sanırım veda vakti...
Umarım özlersin beni,
Umarım pişman olursun binlerce kere...
Ara beni af dile,
Ara beni üzgün olduğunu söyle,
Çağır yine ...
İkna etmek için uğraş...
Fazla zor olmaz belki de...
Hayır!
Tabii ki bunları da duymayacaksın,
Belki hissedersin bir yerlerinde...
Kaybetmezsin beni ama öyle san...
Kaçıp gidemem ama,
Kaçacağıma tüm kalbinle inan.
Ne getirecekse seni geriye,
Ne sevdirecekse kendimi,
Gelsin hadi,
Gelsin o güzel gözlerine...
Yok yok bir şey söyleme...
Biliyorum değişmeyecek bakışların...
Bunları duymuyorsun bile...
Hepsi sadece zihnimde değil mi?
Bilmeyeceksin hiçbirini yine,
Ve yok olup gidecekler minik kibritler gibi.
Bittiğinde ise donacak ruhum,
Donacak kibritçi kızımın minik elleri...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (1)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
8/1/2008
İçimde bilinmeyenden kopma bir acı.
Acıyla gözlere sinmiş uğrsuz bir duman,
Dumanın değdiği hücrelerde eriyen bir can.
Canın eridiği karede,kararan dünyam.
Kararan dünyaya bakan,
Yarı kör bir genç adam.
Aklının görmeyen yarısında güzellikler,
Gören tarafında,gece gibi bir katran.
Katranın damladığı yerde bir resim.
Resimde perileri kıskandıran bir güzel.
Güzelin üzerinde bir tişört.
Tişörtün renginde bir siyah.
Siyahın izinde hasret.
Hasretin pençesinde bir yürek.
Yüreğin hazinesinde bir gül.
Gülün yaprağında bir beyaz
Beyazda canlanan hayali bir yüz.
Yüzün akılda bıraktığı bir isim
İsmi duyunca titreyen bir ben.
Bende bir nefeslik ömür.
Ömürde tek içimlik bir aşk.
Aşkın adresinde sen.
Sabah kalkınca karşımda bir ayna
Aynadan yansıyan sen.
Kulağımda çalan güzel bir parça
Parçada anlatılan sen.
Kalemimden düşen bir kaç cümle
Öznelerde,nesnelerde sen,hep sen.
Sende bir ben,bende bir sen.
Bizde öyle bir şey var ki;
Ne acısı korkutur beni,
Ne boğucu dumanı.
Onu dünyalara değişmem...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (yok)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
8/1/2008
Hiç ezilmedim bu kadar,
Hiç delirmedim böylesine.
Komada mantığımın ipleri;
Kontrol acıyla kıvranan kalbimde.
Ağlarken elimi vurduğum duvarlar
Parmaklarıma acımadılar,acıttılar.
Ben de acımadım onlara
Acıdıkça vurdum,vurdukça acıdım
Acıdıkça bağırdım...
Yorulup oturdum yere
Kanayan ellerimi başıma dayadım.
Kan düşerken damla damla
Koyu geldi kırmızısı
Gözyaşımla rengini açtım.
Sonunda ne gözlerde yaş kaldı
Ne kanayan yerler daha kanadı...
Zihnim hafifçe komadan çıktı.
Kalbim en güzel elbisesini:
Deli gömleğini kuşandı...
Loş ışık gözlere girerken
Acı, yorgunluğun elinde
Sessizce uzaklaştı...
Hisler,sesler,hayaller...
Hepsi uyku zorbasının
Yumruğuyla karardı...
Düşünmek acımaktı,
Acımak dediğim
Kendini acıtmaktı.
Kendime acımadım,
Acıttım...
Düşünmekten kurtulamadım,
Kanattım...
Haykırdım hıçkırıkla,
Gözlerimi susattım...
Geriye;
Bir bitkin beden,
Bir esir ruh bıraktım...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (yok)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
8/1/2008
Hey gidi koca şehir...
Öyle boşsun ki
Milyonlarca gölge
Milyonlarca hayalet sadece
Dolaşan şu sokaklarda.
Beni bana bıraktın
Aynadaki yorgun yansımama,
Bana bir kutu tersah yükledin
Tersah küfemden sızdı,
Eritti sırtımı,kanattı.
Etim haşlanırken asitle
Gözümde yaşlar tutunamadı.
Aynada izledim eriyişimi
Her sabah umutsuzluğa direnişimi
Direnişin bilmem kaçıncı gününde
Saymayı beceremeyişimi
Kaybettiğim hayat hücrelerimi.
Aynada izledim kendimi
Gözlerimin ışığını kaybedişini.
Yüzümü her yıkadığımda
Şu cesedimi her uyarışımda
Gazmelerimi hep gizleyişimi.
Mutlu gülücüklerin yüzümden
Ağır ağır göç edişini...
Ama bitti...
Dokundum şimdi aynaya
Durdurdum filmi.
Geri sardım hızlıca
Güldüğümü görene kadar
Devam ettim sarmaya.
Bana sarılan sevdiğim vardı
Son ulaştığım karede.
Yüzümü tuttum elimle
Taklit ettim o gülüşü
Hissetmeye çalıştım kendi kendime.
Derken hatırladım o anki hislerimi
Gülücük kendi geldi yerleşti
Yüzümün en güzel yerine.
Gerçek şimdi üstüste bindi
Aynadaki görüntüyle.
Gülücük yakışıyormuş meğer yüzüme
Görmek istemiyorum artık
Ağlayan bir adam
Şu sanal görüntüde.
Yumruğum hazırlamış kendini istemsizce
İniverdi birden aynanın merkezine.
Parçalar kanatırken ellerimi
Rahatladı ruhum bu son acıyla
Aksın hadi kanım,
Aksın gitsin son yaşlarım
Bu son acı dolu anım olsun
Son kez ayna parçaları
Görsün acımı.
Hapsetsinler ışığı,acıyı,
Yok olsunlar sonra da.
Sırtımdaki küfedeki de
Hasretti, diyemedim.
Lanetli bir kelime.
Bu lanet çok acıttı beni
Azalsın artık,dinsin
Delik deşik bedenim,hücrelerim
Artık biraz gülümsesin.
Can konuk olsun yine bana
Bedenim cesetlikten
Geçici olarak terfi etsin...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (yok)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
8/1/2008
Ağlıyorum deliler gibi
Acım doruğunda
Yaşlarım sel oldu
Yokluğun bir karabasan hayatıma.
Bu gece daha bir kötü
Bu gece daha sensizim
Acı içinde kıvranırken farkettim:
Ben sensiz bir hiçim...
Ne bu şehir avutur beni
Ne hoş sohbet arkadaşlar
Göğsümde ağır bir yük var
Hep seni arıyor ellerim.
Gözlerim artık güneşsiz
Fırtınalar kapladı retinaları
Gururum yüz bin adamdı
Bir tanesi bile hayatta kalamadı.
Çöktüm dizlerimin üstüne
Günlerdir yaptığım gibi
Açtım yine ellerimi
Ettim dua,dua üstüne.
Biliyorum bu bir sınav
Ama geçememe korkusu sindi içime.
Duaları duyuyor biliyorum
Ama sabır tükeniyor sessizce.
Sabır bitse ne mi olur?
İyiden iyiye çökerim sadece
Bir aklım kalmıştı geriye
Onu da eksiltirim böylece.
Âkil olmak kurtarmadı beni
Noksan olmak kurtarır belki de.
"Saçmalamak" nasılda aşina şimdi
Sözcüklerimin yalın haline.
Uzun cümleler boğdu artık,
Gerek yok fazla sözcüğe.
Hikaye bitmedi,
Esin bitmedi.
Acı hala dilimde.
Hala yaşlar saklı
Gözlerimin bir yerinde.
Yaşlar saklı,
Gözler haklı,
Ben şimdi bir zavallı.
Yüreğim en koyu deminde.
Ne uyku avutur beni,
Ne teneşir paklar yüreğimi.
Ölüm korkutur derler;
Korkutmuyor bilsem de kaybedeceğimi.
Azrail'e de kalmadı ruhum
Çoktan terketti bedenimi
Uçtu onun sıcaklığına
Ruhum bile taşıyamadı acımı
Sadece kaçıp gitti.
Boş surat ifadem ondan
Ruhsuzum ben şimdi.
Gözlerim ışıktan kaçıyor;
Alıştıkları yer
Karanlıklar ülkesi.
Bir sevdiğim kaldı elimde
Güneş bile beni terk etti.
Elimde dediğime bakma,
O da yüksek dağların ötesinde.
Bitmişim ben gördüğün gibi.
Güçlüydüm bir ara,gülümserdim bir de
Onsuz,gücüm karanlığa dönüştü
Siyah toz bulaştı her yere zehir gibi.
Gülüşler yaşlara gebe kaldı
Bulutlar karardı,
Önceden pamuk şekeriydi hepsi...
Masal olup karışırım yakında bilinmeyene
Umut bu gece bu topraklardan göç etti.
Lanetli bir ünvan kalır benden geriye:
Karanlıklar prensi...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (yok)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
8/1/2008
ağla hadi yine
ağla da çıksın acın
süzülsün yanaklarından
yüreğine aksın...
tuzlu su kalbini temizlerken
tadı dilinde kalsın
bir de saklan yorganına
hıçkırıkların duyulmasın...
bu gece kırmızı
bu gece siyah yine
mavilikler uzak bu hüzne
aç pencereni,
vursun rüzgâr yüzüne
kurusun yaşların
tuzu kalsın gamzelerinde
ağla,ağla ve yorul
yorul ki uyku alsın seni
götürsün kanatlarıyla bilinmeyene
bu dünyanın iki çıkış kapısı varsa
en şirin yol bu bence
uyu da bir hava al gel
açılsın ruhun enginlere
sonra dönsün geri
sabah yıkayınca yüzünü
kendine gelir,
hatta belki gülümsersin bile
geçecek hepsi,merak etme
biliyorum acıyor canın
ama söz veriyorum dinecek
bitecek günün birinde
yeter ki sen kendin ol
sen doğru yerde dur
kin,nefret sızmasın içine
sil şimdi gözlerini
gir yatağına huzurla ve sessizce
olanları da boşver,düşünme
huzur başucunda olacak bu gece
elini tutup başını okşayacak
sen yeter ki kalbinle gülümse
"iyi olacak her şey" de içinden
sarıl yorganına bir kez daha
sıkıca ve minik bir tebessümle.
yağmur damlaları ninnin olsun
güzel anılar masalın bu gece
ruhun rüya kentine uçarken
emanet bedenin meleklere
güzelsin,tatlısın,iyisin sen
kalıcı bir güzellik var sende
gizlenmiş yüreğinin derinlerine
can ver onunla hayata
hayat açtır her zaman
gülümseyen,gülümseten
güzel bir yüreğe.
onun açlığını gider ki
hediye etsin sana güzellikleri
mutluluk denen minik
ama şirin ambalajın içinde...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (yok)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!