7/9/2008
Evet,sonunda Şehr-i Kasya taşındı. Hepinizi yeni siteme bekliyorum arkadaşlar.Buyrun,bu da adresim:
Şehr-i Kasya
http://www.burakdemirtas.net
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (yok)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
3/9/2008
Anahtar Parça:James Horner-The Prize of One's Mind
"Üzgünüm içimdeki...
Özgür kılamadım yine seni,
Üzgünüm...
Denedim,
Hayat bağladı önce iplerimi.
Hep dediler içimdeymiş güç ama,
Ben öyle bir şeyi hiç hissedemedim ki...
(üzgün bir gülücük düşer satıra...)
Yapma,kızma bana...
Ben yeterince kızıyorum zaten,
N'olur bir de sen başlama...
Ben bana yetiyorum fazlasıyla...
Hayır yetmiyorum...
Yalancıyım her zamanki gibi,
Başkasına değil yalanlarım,
Sadece bana,hep bana...
Yine ne zaman tuz buz oldun be yürek?
Ne zaman fırladı da
Yapıştı o keskin camlar suratına?
Yapma be yürek,
Gül biraz...
Gül eski günlerdeki gibi...
Boş sayfada yanıp sönüyor imleç.
Yine yalnız öznelerim,yine yalnız yüklemler...
Ziyaretime gelmemiş yine tümleç...
Yine "keşke"li cümleler aklıma düştü
Ve düşürdüm yine kelimeleri sayfaya,
Tüm sakarlığım,beceriksizliğimle...
Keşke beyaz bir tavşan olsa da takip etsem,
Gitsem düşsem deliğine.
Olmayan diyarı gezsem,
Olmayan diyarda yaşasam bilinmeyeni.
Bittiğinde hepsi,
Uyansam rüyamdan ve
Gülücük olsa yüzümde keşke...
Tıpkı eski günlerdeki gibi...
Ve bu laf da iyimserdir fazlasıyla,
Eski günler bundan çok daha iyiydi sanki.
Aklımın oyunu bu bana,
Ne dayaklar yedim oysa,
O günler hiç de güzel değildi.
Aklım unutturdu sadece kötü diye,
Keşke şu "gerçek" dediğimi de unutturabilse...
Nerdesin Alice,
Hadi al götür beni de...
Çağırın Tinkle'ı,
Peri tozu serpsin üzerimize.
Uçalım gidelim buralardan,
Buralardan uzakta olan her neresiyse...
Ah dünya bilerek mi yuvarlak oldun,
Dönelim diye aynı yere,
Her en uzağa gidişimizde...
Gece bitiyor bak,
Sabah olacak yine.
Kaynağı belli belirsiz bir umut,
Doğacak güneş denilen illetle...
Doğma be umut,doğma da
Üzme beni her boşa gidişinde...
Üzgünüm güneş,illet gibisin.
Üzgünüm hayat,en kötü rüyam sensin.
Üzgünüm umut,tavşan deliğimsin.
Üzgünüm "ben",ne Peter'sın,ne de Alice'sin.
Üzgünüm içimdeki,
Ömrün hikayeymiş,
Masal olacak sanmıştın halbuki.
Üzgünüm içimdeki...
Özgür kılamam ben seni,
Üzgünüm..."
...
Bir tavşan geçti yoldan sessizce,
Bir Burak uykuya daldı sabahın serinliğinde...
Hayat "düş"tür demişlerdi,
Hayatı aramak için düştü şimdi
Uyku kıtasındaki "düşler ülkesi"ne...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (1)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
28/8/2008
Anahtar Parça: Orphaned Land- The Calm Before the Flood
Ve başlar kâtip yeniden...
Ve başlar müzik derinden...
Bir yol uzar gider sessizce altından...
Ancak gök bağımsızdır,
Alınan ama bitirilemeyen kilometrelerden...
Bir tekrardır bu
Döngülerin en kısırında...
Dünya dediğin düz olsaydı keşke,
Ama sonlu bir lanet var,
Lanet dönüp gelmek en sonunda
Hep geldiğin yere
Hep en başa...
Yuvarlaklık kadar basit mi?
Yoksa yine şu kadim,
Kürkçü dükkanı hikayesi mi?
Belki de bir sır var
Gözüme sokulmak istenen.
Düşünmediğim ziyan zamanlarda...
"Son" dediğin sözcük varken lügatta,
Sonsuzluk ağır gelir fani vücutlara.
Ab-ı hayat bulsaydı şah-ı cihan,
İçer miydi acaba şu kısır dünya uğruna?
Yollar akar gider...
Zaman ilişir asfaltın damarlarına...
Kumdan adamlar içerler de kumları,
Kalamaz taneler kum saatinin üst yarısında.
Ve biter kâtip,
Ve başlar kâtip...
O da çoktan karışmıştır aslında,
Zamanın kumları arasına...
Ve yutulur kâtip,
Sindirilir sonra da
Zamanın çöplüğe dönmüş,
Zâtı ince,üslubu kalın,
Hücreye göre uzun,
Dünyaya göre kısa,
Ama herkese göre güçlü
İğrenç bağırsaklarında...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (3)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
28/8/2008
Anahtar Parça:Linkin Park-A Place For My Head
Aç artık şu lanet telefonu,
Aç hadi,kafam bulanık!
Aç,acıktı içimdeki yine sana...
Aç,susadım hipnozuna...
Aç,lanet kafam bangır bangır,
Çığlıklarım yankılanıyor boşlukta...
Aç,koparıcam yoksa tellerimi,
Bozucam akortumu,kalmıycam...
Aç,aç da çal yine Pavlov'un zilini,
Kırılmasın zincirlerim,
Paslanmış zaten çoktan,
Kırılırsa tutamazsın beni buralarda...
Aç diyorum çaldı bin kere,
Operatöre sövdüm salaklığımla.
Aç... Açım diyorum anlasana!
Aç,işe yaramayacak yoksa
Şartellerim kapandıktan sonra...
Aç...
"Ulan" dedirtme işte bana...
Ya da...
Aç... ma...
Çoktan uçtu telefon zaten,
Arayacağınız kişiye ulaşılamayacak
Sadece şu anda değil,
Bundan sonra hiçbir anda.
Amerikalı'nın "Fuck" diye böğürdü sahneler,
Şimdi bir bir geçiyor gözümden,
Dublaj yapmakla meşgulüm onlara...
Açma artık o telefonu,
Ulaşılabilir olduğunu sezdirme bana bir daha!
Açma,çoktan yırttım sayfaları,
Toparlattırma bana...
Açma,her nerdeysen orda kal,
Gelme bu taraflara...
Asit damlatmıştın zincirime,
Kopuverdi sonunda.
Zilin de çalışmayacak artık,
Çünkü duyacak kadar yakın olmayacak
İnanan kulaklarım her halta...
Hipnoz bitti,
Bilinçaltı doldurdu oksijen tanklarını,
Daldı yeniden suyun altına...
Mantık koymuştum katanamın adına,
Sana bağlı tüm kablolarımı
Uçurverdi bir hamlede,
"Error" yazacak bağlanmaya çalıştığında...
-Biiiiiiiiiiiiiippppppppp...
-Tiz ve sürekli...
-Yoğun bakımda fişi çekilmiş gibi...
-Biiiiiiiiiiiiiiiiiiiip...
-Sonsuzda yankılanan küfür gibi...
-Biiiiiiiiiiiiiiip...
-Bip sesi gibi...
-Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor...
-Lütfen bip sesinden sonra mesaj bırakın...
-Bip!
-Alo,canım,baya bi çaldırmışsın duymadım.
-Mesajımı dinleyince mutlaka ara olur mu bitanem?
-Baayy!
Olur mu?
Biiiiiiiiiiiiiiiiiiippppppp...
Olur...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (1)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
28/8/2008
Anahtar Parça-Redd-Nefes
Hep karanlıkla başladı cümleler
Hep ıssızdı ,sessizdik...
Belki de böyle geldiler dünyamıza,
Belki de sadece o zaman onları dinledik.
Aşka yazdık biz,
Hep ağladığımızda kalemin seviyesine yükseldik.
Kalemimiz yetmedi ki,
Akıtsak da ,düşürsek de kağıda,
Bitiremedik.
Nefes bile almadık,
Doyasıya,ağlatasıya,
İçirtesiye,
Kendimizi öldüresiye sevdik de...
Hep sonunda yer yüzüne indik.
...
Kadehler ortak oldu kimine,
Sıkı dostlar yoldaş oldu şanslı olanlara...
Ama çoğumuz kendimizleydik,
Hep biz,bize söyledik.
Söyledikçe yıkıldık,
Yıkıldıkça parçaladık,
Kendimizi unufak ettik.
Ne kaldı geriye?
Bir rüzgar aldı,
Götürdü de küllerimizi,
Uçtuk,düştük yine ateşlerin içine.
Akıllanmadık hiç,
Yüreğimize söz geçiremedik.
Hayat geldi bir gün,
Kaldırdı o yüreği rafa da...
Rahat ettik...
Ya da...
Kilitledik bir şeyleri
Kimse görmesin diye gizledik...
Biz kendimize yalan söyledik.
Gün geldi çıktı o yalan da,
Kendimizden nefret ettik.
Ne kaldı geriye?
Ne rüzgar aldı götürdü bu kez,
Ne bir daha yanacak
Ateş bulabildik kendimize.
Biz kendimize ettik,
Mantık namına,kendimizi kaybettik.
Biz kendimize ettik...
Bilemedik...
Bilseydik değişir miydi ki?
Bildiğim şu ki dostum:
Biz bunu hakettik...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (yok)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
13/8/2008
Yalnızım yine,
Yalnızım lanet şehrimde,
Üstümdeki yırtık pırtık gururdan
Saklanmamış ejderha pulundan zırhımın
Arasına sızamamış karanlıkların
Gün görmemiş aydınlığının
Aydına hasret benliğinin
Kurt bağlamış dehlizlerinin
Yansımayla çağlayan olmuş aşk sesinin
Kaynağı kısık yürek tellerinin
Üzerinden düşememiş akrobatının
Altındaki ağsız havasının
Boğucu,keskin ve yakan tadının
Sinirlerden beyne ulaşıncaya kadarki zamanının
Onda birinden bir fazlasının
Uzunluğunun farkında olmayan cahilliğin
Kara kursağına düşmüşlerin
Korkmak için bilgiye aç zihinlerinin...
Nefes...
Ve fren biraz,biraz virgül...
Ve son bir çekimlik...
Nefes...
Ve tüm bu düşler aleminin...
Gerçek diye yalanladığımız adında,
Tek gerçeği hissediyorsam şu an,
Adı yalnızlık ki,
Cahilliğimdendir o da...
Cahil olmayan bilirdi yoksa,
Yalnız olmadık hiç,olamazdık,
Ol denildiğinden beri yalnız kalamadık,
Hep aynı kişi vardı çünkü
Yalnızlığın kadim tahtında...
Ben yalnızım şimdi,
Ben yalnızım ve
Cahilliğimdendir bu da...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (6)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
11/8/2008
"hah!"... sadece yalan bir gülümseme...
Biraz aşağılık.. Biraz şımarık...
Belki bir züppe...
Karanlığın lordlarından ilhamlı,
Ucunu bilgeye doğrulttuğu bıçağın,
Ve ucunu kendi aortuna doğrulttuğu intikamın,
Küçük şeytanların iniltilerinde ağlayan,
Gözü fazlasıyla alıp da gördürmeyen ışıktan
Ve kalbi fazlasıyla alıp da tattırmayan masumiyetten
Hatta itaatten yapılmış meleklerin...
Ve daha nicelerinin gözleri önünde,
Bıçak dağıtırken molekülleri
Saniyenin mili cinsinde...
Bilgenin gözleri zaliminkileri
Ezip,delip,paramparça edip geçerken,
Emerken ruhunu,sokarken cehennemin dibine,
Kader çıkagelmişti çoktan azrail eşliğinde.
Yavaşça soktu "zalim" bıçağı,
Yavaşça,gelmeyecek yalvarışı,
İniltiyi bekleye bekleye...
Sadece nefes geldi...
Son nefesten üç beş önce...
Bir an bu kadar kısa,
Ama bu kadar da uzun olamazdı ki,
Bitmedi... Bitiremedi melekler gözlerinde...
Bilgeye acı yoktu,
Zalime zevk yoktu...
Yalnız bıçak tattı kanı,
O bile dayanamadı acı tada...
Bu her kimse,kanı resmen haramdı...
Kan haram mıydı?
Kan bize haram mıydı?
...
Bilgenin korkusuz gözleri,
Korku bekleyen düşmana alaycıydı...
Bilge yanlış şeylerden korkmayanın adıydı,
Bilgelik korkusuzluk değil
Gözünün gördüğünden korkmamaktı...
Zulüm bunu ne bilsin?
Bilse can alır mıydı?
...
Bir an .. iki nefes arası..
Bir an,bir sodyum potasyum pompası...
Bir sinirsel refleks süresi...
Ama zamansızlar için,
Zamana kanamayanlar,doyamayanlar için...
Yudumdan noksan,
Zamanın ötesinde olanlara,
Ezel kadar uzak ve kalıcı...
...
Bir an...
Bu kadar mı kısa,
Bu kadar mı uzundur ya Rab!
...
Soğuk metal ısınmaya fırsat bulamadı,
Kestiği bir parça etti,
Hepi topu bu kadardı...
Koca bilgeyi öldürmeye,
Bu bıçak mı muvaffak olacaktı?
Ölüm dediğini bilmez ki zalim,
Ölüm insanoğluna hayatla yasaklandı...
Bir kaç nefes ve...
Bilge,fani gözleri huzurla
Ama "bitmedi" diyen bakışlarla,
Bu dünyaya kapattı...
Şimdiyse ona nice gözler açılmıştı...
Uludu şeytanlar günahın zevkiyle,
Kükredi melekler aptallığın gözü önünde...
Bir rüzgar esti ve karıştı
Perde arkasındaki iniltiler,derin çığlıklar,
Atmos küresinin görünmez zerrelerine...
Atmos gibi yalan...
Atmos gibi uçucu zaman...
Geçti geçemezcesine,
Ama bir yudumda içercesine...
İçemezcesine...
İçercesine...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (1)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
13/7/2008
Karanlık...
Sessizilik...
Peki ya korku?
Hayır sadece şaşkınlık...
Sadece merak...
İlk göz açış anının karakteristiği...
Yine sordum:
-Korku?
-Neyin korkusu?
-Ölümün...
-Ölüm nedir?
-O zaman görünmeyenlerin...
-Peki onlar nelerdir?
-Hiç korkmaz mısın?
-Korku nedir?
Sormak istediği tek bir şey vardı,
Ama cevap zaten verilecekti...
"Nerdeyim?" demek istedi,
Nerde olduğunu er ya da geç öğrenecekti.
Umdum ki nerde olduğunu iyi bilsin,
Umdum ki ona gösterilecek olanı,
Ona verilen tüm yetiyle izlesin...
Umdum umudumun azlığından korkarak...
Ölümü bilmeyen,
Görünmeyenlerin hikayelerini dinlemeyen,
Korkunun ne olduğunu bilmeyen...
Bir minik bedenin ziyaretçisi...
Sustum...
Karanlık ve sessizlik için...
Unutulmak için sustum...
Melektim,saftım,
Işıktandı bedenim ama,
Onu karanlığına bırakıp sustum...
Hüküm böyleydi...
Hikmet benim limitimin ötesindeydi...
Karanlık...
Dinginlik...
İçten içe delirmişçesine bölünen,
Bölündükçe bölünen,
Kimi zaman hiç tanıyamayacağı bir elin
Parmak araları oluşsun diye intihar eden
Minik,minicik robotların
Mükemmelliğin teğetinde inşalarının,
Atom altı parçacıklara ulaşan nidalarının,
Ve bu harikalığı milyarıncı kez izleyen
"Karanlık ışıklar"ın
Kanatlarının uğultusunun ve...
Vücut gurultusunun senfonisinde...
İlk etki geldi...
Beyin denilen bağlantı istasyonundan
İlk sinyal,ilk reaksiyon
Bir tür titreşimdi...
Adına sonraları "ses" denilecekti...
Şimdi dünya ile ilgili ilk bilgi
Arşive çift halinde kaydedildi: "ses" ve "sessizlik"...
Daha "nice" bilecekleri de
Ondan milyarlarca kat "nice" bilemeyecekleri de çiftti...
Ama o,gün gelip en azından,bilmediklerinden bile,
Nice çiftlerin olduğunu öğrenecekti...
Aslında istasyona sinyaller ulaşıyordu,
Ancak hepsi aynıydı,değişmiyordu...
Değişmezlik içinden bilgi edinmek,
İnsanın çözemeyeceği,
Çözüme bir kum tanesi kadar yaklaşsa,
İstasyonu imha ettirecek bir gerçekti.
Sinyallerin değişkenliği arttı gitgide...
Işık geldi,tat geldi,soğuk ve sıcak geldi...
Gelenlerin en iyilerinden en kötüsü:
Acı geldi...
Üstelik "anne" de
O gelene dek acı çekmişti...
Bağlantı istasyonu artık hazırdı,
İşlevseldi...
Bilgi akışı hızlanarak artıyordu...
İstasyonda şartellerin az bir kısmı açıktı...
Kapalı olanların akıbeti,
Nasıl açılacağı ise...
Hani bilinmeyen dedik ya...
O kadim çembere ışık yılı mesafedeydi...
Öğrenilecekti belki...
İstasyonla bir çok veri gönderildi bilinmeyene,
Bir çok veri kaydedildi bilinmeyende.
Keşke hepsi doğru işlenebilselerdi...
Gelen ama nasıl geldiği bilinmeyen bir sinyal de vardı ki
"Zaman" ismi verilmiş bu sinyal girdaplardan daha çetin ve
Aklın sınırlarını çizen tebeşirin izinde,
Bir kadim sihirdi...
İnsanlık bu ilmi hep çözdüm diyecek,
Hiç çözemeyecekti...
Ve geçti...
Düştü saatte kum taneleri birer birer,
Kimi zaman çok yavaş,
Kimi zaman iki göz kırpış mesafesinde...
Ve Adem'in torunu döndü yine başa...
Kapanış sinyalleri geldi,
Sirenler çaldı,sustu birer birer...
Yine bilinmeyenle başbaşa...
Yine...
Karanlık...
Sessizlik...
Peki ya korku?
Evet,hem de çok...
Şaşkınlık,merak ve korku...
Hem de çok...
Ben geldim yine başına,
Sorum da geldi sessizliği bozmadan...
Sormak için de,cevaplamak için de,
Ses gereksizdi artık,
Ses kaldı tüm diğer ayrıntılar gibi,
Acizlikler aleminde...
Soranla sorulan yer değiştirdi:
-Neyin korkusu?
-Ölümün
-Başka?
-Görünmeyenlerin
-Peki çok mu korkarsın?
-Evet,çok korkarım...
-Sen daha önce de burdaydın,korkmazdın...
-Hatırlamıyorum...
-Hatırlıyorsun...
-Hatırlamıyorum...
-Hatırlıyorsun...
...
-Ha.. Hatırlıyorum...
-O zaman... Korkma...
Hala o kadar safsan korkma...
Hala o kadar masumsan korkma...
-Ama değilim...
-Yine de korkma...
Daha doğrusu,doğrusundan kork...
Korkacağın yalnız O'dur aslında...
Karanlık ışıklardan,bizlerden,
Heybetlilerden heybetlisi geldi...
Kapattı tüm şalterleri nefesiyle...
Kopmuştu "büyük kıyamet"
Nasreddin'in asırları aşan deyişiyle...
Dünya dediğin sinyal bulutuydu,
Yok oldu gitti iki şalter hareketiyle...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (yok)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!
13/7/2008
Bir yengeç tıkırdayarak ezdi,
Deldi geçti denizin yıktığı kumdan hayalleri.
Bir kez daha geldi deniz,
Düzeltti kumları,
Sanki hiç bir şey kurulmamış gibi.
Uçtu,karıştı anların anılarına,
Kâtiplerin görünmez sayfalarına...
Bir aptal çocuk vardı sahilde,
Her seferinde yeniden dikti kalelerini.
Doldurdu yüreğiyle kum kovasının hacmini;
Ters çevirdi,burç yaptı kendine.
Elleriyle kaldırdı kalesinin kumlarını,
Hayaliyle binbir şekil verdi.
Harcı kurudu da zaman zaman,
Denize tenezül etmedi.
Gözlerinin pınarları yetti;
İkisi de tuzluydu zaten,
En azından biri ondan bir şeydi.
Her seferinde dikilir mi o kale?
Her seferinde bu kadar umut,
Bu kadar güzel yüklenebilir mi hayallere?
Üstelik dalgaların yıkacağını bile bile...
Aptaldı çocuk dedim ya,
Ulan kale yapmak senin neyine?
Dinlemedi ki,
Düşündüm de,
Bu çocuk hep yenildi be...
Git çocuk,senin dünyan başka yerde,
Başka tarihte belki,başka galakside.
Sen burda değilsin ki oğlum zaten,
Dünyalı demez sana,dünyalı görse...
Sen bir büyüsen,
Sen bir iniş yapsan yer yüzüne...
Ama nerde...
Seksen olsan,
Geçemezsin sekizden bir adım öteye.
Yine de çocuk,
Keşke aramıza dönebilsen...
Bir çocuk düşün ki hep yenilen...
Bir çocuk düşün ki usanmadan
Hep şu zalim dalgalara direnen...
Bir çocuk düşün ki dalgaları saniyeliğine engelleyip,
Bununla kendini avutup mutlu eden...
Bir çocuk düşün ki...
Adı "ben"...
Ah be çocuk,
Keşke daha da anlatılabilsen...
ÖNEMLİ NOT!
Bu yazıyı başka bir yerde yayınlamak isterseniz,lütfen yazarının Burak Demirtaş olduğunu belirtin ya da bu adresi de
yazının hemen üstünde yayınlayın.Saygılar...
Yorum yaz!(Yazıyla ilgili değil,site hakkında yorumlar için!)
Bu yazıya ne dediler? (yok)
Bu yazı hakkında bir çift kelam da sen et istersen?!